Cambul cumbul nedir, Cambul cumbul ne demek

Cambul cumbul; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Çok sulu, suyu bol (yemek)

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Su içinde hareket eden cismin çıkardığı sesi anlatır.

Cambul cumbul kısaca anlamı, tanımı

Cumb : Taşın suya batarken çıkardığı ses

Cumbu : Bağ bozumunda hevenklerde kalan üzüm salkımı.

Cumbul : Çok eski elbise. Naz, cilve. Küçük üzüm salkımı (Mucur).

Cambul cumbul yemek : Beceriksizce yemek.

Hareket : Bir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim, aksiyon. Vücudu oynatma, kıpırdatma ya da kımıldanma. Deprem. Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi. Yola çıkma. Belirli bir amaca varmak için birbiri ardınca yapılmış olan ilerlemeler, akım. Davranış, tutum. Demir yollarında katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri. Devinim. Bir parçanın yavaşlık, çabukluk derecesi.

Anlatı : Ayrıntılarıyla anlatma. Roman, hikâye, masal vb. edebî türlerde bir olay dizisini anlatma biçimi, hikâyeleme, hikâye etme, tahkiye.

Hareke : Arap alfabesiyle yazılmış metinlerde üstüne ve altına konulduğu ünsüzlerin birer ünlü ile okunmasını sağlayan işaret.

 

İçinde : Süresince, zarfında. ile dolu bir biçimde. Ortamında.

Yemek : Yemek yeme, karın doyurma işi. Kandırmak. Isırmak. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Birine alacağını vermemek, ödememek. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Yasal yoldan cezalandırılmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Başkasının parasını harcamak. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Sürekli üzmek, tedirgin etmek.

Anlat : Ekin demetlerini arabaya koymaya ve harmanı aktarmaya yarıyan, üç, dört, beş, yedi çatallı olabilen, uzun saplı aygıt, dirgen, yaba.

Harek : Fasulye sırığı.

Çıkar : Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar.

Suyu : İnanışa göre ölüp gömüleceği yere bilmeden gitmek.

Çıka : Kız çocuğu. Yaramaz çocuk.

Yeme : Yemek işi. Yiyecek.

Sulu : Suyu olan, içinde su bulunan, koyu karşıtı. İçine su katılmış, sulandırılmış olan. Suyu çok olan. Yersiz şakalar yapan, söz ve davranışları ile çevresini tedirgin eden veya gereksiz iltifatlarda bulunan (kimse).

İçin : Amacıyla, maksadıyla. Düşüncesince, kendince, göre. Özgü, ayrılmış. Ant deyimleri yapan bir söz. Karşılığında, karşılık olarak. Oranla, göz önünde tutulursa. Uğruna, yoluna. -den dolayı, -den ötürü. Neden ve sonuç belirten bir söz. Hakkında. Süre belirten bir söz.

 

Hare : Bazı nesne, canlı, göz vb.nde dalgalanır gibi görünen parlak çizgiler, meneviş, dalgır. Üzerinde dalgalı çizgiler bulunan kumaş. Yeni yapılmış olan duvarların arasına harçla birlikte doldurulan taş parçaları.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Bol : İçine girecek şeyin boyutlarından daha büyük veya geniş olan, dar karşıtı. Nicelik bakımından olağandan veya alışılandan çok, kıt karşıtı. Özel bir cam içinde likör, şarap, meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içki.

Diğer dillerde Cambridge okulu anlamı nedir?

İngilizce'de Cambridge okulu ne demek ? : cambridge school