Den nedir, Den ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

[Bakınız: dene].

Ekmek ve yemek kırıntısı.

Derece.

Tane.

Tahıl.

Kabuğu dövülerek soyulmuş buğday, aşlık.

Hububat tanesi, örgüde ilmik.

Tane fasulye.

Tane, tohum.

Buyurun(yemek için): Den bakalım yemek yiyelim.

[Bakınız: dendi].

Haydi.

Den ile ilgili Cümleler

  • İbn Sînâ 12 den daha çok ilim tahsil etti.
  • Onlar 2.ooo den fazla ölü ve yaralıyı geride bıraktılar.
  • 5, 8 den daha azdır.
  • Ben altı aylıkken den beri biz arkadaşız.
  • İşsiz üniversite mezunlarının sayısı 4000 den fazladır
  • Japonya Meteoroloji Ajansı doğu Japonya deprem büyüklüğünü 8.8 den 9.00'a kadar tekrar inceledi, dünya tarihinde en büyük kayıt.
  • 1988' den beri Tom'u görmedim.

Den hakkında bilgiler

Den (Ukraynaca: День, Gün), Kiev merkezli, Ukrayna'da yayımlanan bir gazetedir. 1996 yılında kurulmuştur. Günlük tirajı yaklaşık 60000'dir.

Den anlamı, tanımı

Den den : Köpek çağırma ünlemi

Den den etmek : Tane tane etmek.

Den hali : Dilimizde -den hali şu gibi ilgi konuları meydana getirir: Çıkış veya ayrılış: Bu mal Hintten gelir. Ben evden geliyorum. Yer veya zaman başlangıcı : Baştan sona kadar. Dünden hazır. Yön : Arkadan gelmek. Yandan çarklı. Konu: Edebiyattan bahsetmek. Sebep: Bu işi benden biliyor. Çeşit: En iyisinden bir kumaş. Yapım maddesi: Taştan bina. Nitelik : Candan bir dilek. Uzaktan bir akraba. Araç (Abl. de moyen): Kitaptan öğrenmek, ölçüştürme (Abl. de comparaison): Taştan sert. (Miktar anlatan bazı kelimelerle) Tarz (Abl. de manière): Azdan başlamak. Toptan satmak. Birden söylemek. Ayrıca birçok fiillerimizin nesneleri -den halindedir: Bir şeyden korkmak, hoşlanmak, bıkmak, usanmak, bezmek, utanmak, çekinmek, anlamak ve benzerleri Bu gibi fiillere -den çatılı fiil denir. Başka dillerde den halinin şu çeşitleri de var: Abl. Absolu (SALTIK -DEN HALİ), Abl. de temps (ZAMAN -DEN HALİ), Abl. instrumental (ALETLİK -DEN HALİ). Abl. d'accompagnement (UY-BAŞLIK -DEN HALİ), Abl. de lieu (YER -DEN HALİ).

 

Tahıl kabuğu : Tahıl kapçığı.

Yaklaşık : Gerçek değeri ve miktarı değil, ondan az fazla veya eksik bir niceliği gösteren, aşağı yukarı bir değerlendirme yapılarak bulunan, takribî.

Kırıntı : Bir şeyden ayrılan küçük parça. Eser, iz, belirti. Kurumak için kesilip yerde bırakılan odun. Küçük kalıntı.

Fasulye : Fasulyegillerden, barbunya, çalı, ayşekadın, horoz vb. türleri bulunan bitki (Phaseolus vulgaris). Bu bitkinin sebze olarak yararlanılan yeşil ürünü ve kuru tohumları.

Hububat : Tahıl.

Gazete : Politika, ekonomi, kültür ve daha başka konularda haber ve bilgi vermek için yorumlu veya yorumsuz, her gün veya belirli zaman aralıklarıyla çıkarılan yayın. Bu yayının yönetildiği, hazırlandığı, basıldığı yer.

Buyuru : Buyruk.

Merkez : Bir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri. Biçim, tarz. Bir işin öğretildiği yer. Bir kapalı eğrinin veya bazı çokgenlerde köşegenlerin kesişme noktası. Bir dairenin veya bir küre yüzeyinin her noktasından aynı uzaklıkta bulunan iç nokta, özek. Belirli bir yerin ortası. Polis karakolu. Bir işin yoğun olarak yapıldığı yer.

 

Buğday : Buğdaygillerin örnek bitkisi (Triticum). Bu bitkinin başaktan ayrılıp öğütülmesiyle elde edilen tanesi.

Derece : Bir süreç içindeki durumlardan her biri, basamak, aşama, rütbe, mertebe. Bir çemberin üç yüz altmışta birine eşit olan açı birimi. Başarı gösterme. Bir çözeltinin yoğunluğunu ölçmede kullanılan birim. Ölçü aletlerinin ölçeğinde belirtilmiş bulunan başlıca bölümlerden her biri. Denli, kadar. Sıcaklıkölçer.

Günlük : O günkü, o günle ilgili. Günü gününe tutulan anı yazısı ya da bu yazıları içine alan eser, günce. Üzerinden gün geçmiş veya geçecek. Her gün yapılan, her gün yayımlanan, her gün çıkan. Günü gününe tutulan hatıra, günce, muhtıra. Tütsü için kullanılan bir tür ağaç sakızı.

Bakal : Karatavuk. Manav, sebzeci.

Günlü : Tarihli. Belli bir zamanla sınırlı.

Yemek : Yemek yeme, karın doyurma işi. Kandırmak. Isırmak. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Birine alacağını vermemek, ödememek. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Yasal yoldan cezalandırılmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Başkasının parasını harcamak. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Sürekli üzmek, tedirgin etmek.

Buğda : Buğday. Eski türkçe buğday: bk. ayrıca kıriyh.

Kırın : Oyun, raks.

Kurul : Bir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk, heyet, konsey, asamble.

Diğer dillerde Demotik yazı anlamı nedir?

İngilizce'de Demotik yazı ne demek ? : demotic writing