Eze nedir, Eze ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Kibrit.
Başsağlığı dileme.
Teyze.
Hala.
Zayıf.
Kapsülün patlayıcı kısmı.
[Bakınız: ezâ].
Tırnakların dibindeki deri.
Avuç ortası, aya.
Vücut.
Çok pişmiş.
Teyze.
Eski türkçe eze: Teyze.
Eze anlamı, kısaca tanımı
Başsağlığı : Ölen bir kimsenin yakınlarına ilgi ve yakınlık gösterme
Tırnaklar : Epidermisten biçimlenen kapsula ungule ve dermisten biçimlenen koryum ungule olmak üzere iki kısım içeren epidermoidal, keratinize organlar. İnsanda unguis, tek parmaklılarda ungula, çift tırnaklılarda ungule, etçillerde ise unguikula adları verilir.
Patlayıcı : Patlama özelliği olan (madde).
Türkçe : Genel Türk dili. Türkiye Türkçesi.
Kapsül : Ateşli silahlarda horozun veya iğnenin çarpmasıyla ateş alan, bir tür özel barutla dolu, küçük, yuvarlak metal parça. Oyuncak tabancalarda kullanılan, şerit biçiminde iki kâğıt tabaka arasına konmuş patlayıcı madde. Bir organı veya yapıyı çevreleyen kese biçiminde zar. Bazı bitkilerde tohumları içinde taşıyan kuru kabuk. Şişe kapağı. Laboratuvarlarda kullanılan yarım küre biçimindeki kap. Raflı mobilyalarda rafları taşımak için yan tablalara açılan deliklere çakılan ortası delik ve silindir biçimli metal veya plastik araç. Oturma mobilyalarının, masa, sehpa vb. eşyaların ayaklarının altına çakılan, genellikle üç tırnaklı veya ortadan çivili, tepesi bombeli, kalın sacdan pres yapılarak elde edilen araç. Bazı ilaçların, kolay yutulmak üzere içine konulduğu, ilacın yapısını etkilemeyen jelatinden kap.
Tırnak : İnsanda ve birçok omurgalı hayvanda parmak uçlarının dış bölümünü örten boynuzsu tabaka. Ciltçilikte tek yaprakları büküp cildi birleştirebilmek için bir yanında bırakılan şerit durumundaki kenar. Tırnak işareti. Kanca gibi araçların kıvrık yeri. Heykel dökümünde, kalıp parçalarının birleştirilmesinde kolaylık sağlamak amacı ile yapılmış olan dişlerin her biri. Kanun çalmakta kullanılan mızrap. Tenekecilerin delik açmak için kullandığı alet, keski. Gemi demirinin ucundaki yassı parça.
Pişmiş : Yemek.
Kibrit : Bir ucu sürtünme sonucu yanabilecek birleşimde olan küçük tahta veya karton parçası. Kükürt. İçinde bu parçaları bulunduran küçük kutu.
Dileme : Dilemek işi.
Teyze : Annenin kız kardeşi, ana yarısı. Anne yaşıtı kadınlara söylenen bir seslenme sözü.
Zayıf : Eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık (insan veya hayvan). Görevini yapacak yeterli gücü olmayan. Bilgi yönünden yeterli olmayan, yeteneksiz. Kişilik ve ruhsal yönden gereği kadar güçlü olmayan. Enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan. Sağlamlığı, dayanıklılığı olmayan. Önemli, güvenilir olmayan. Çok az. Başarısızlığı gösteren not.
Dilem : Davâ (bk. aranç) -konusu: müddeâ bih. -yöneltilme yetkisi: pasif husûmet ehliyyeti (salâhiyyeti). -yöneltme yetkisi: aktif husûmet ehliyyeti (salâhiyyeti). ~e katılma: da'vâya müdâhale. ~in bildirilmesi: da'vânın ihbârı. Gönül ilacı.
Vücut : İnsan ya da hayvan gövdesi, beden. Var olma, varlık.
Patla : Kuru ve taze fasulye.
Türk : Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse.
Orta : Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer. İyi ile kötü arasındaki durum. Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece. Yeniçeri Ocağında tabur. Çankırı iline bağlı ilçelerden biri. Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan. Ne büyük ne küçük, midi. Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm. Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer. Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen. İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat. Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş. Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre. Ne uzun ne kısa, midi. Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri. Orantı.
Deri : İnsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy, kıl veya pulla kaplı tabaka, cilt, ten. Bu tabakadan yapılmış. Pazar veya panayır kurulan gün, dernek. İşlenerek kullanılır duruma getirilmiş hayvan postu. Toplantı, düğün.
Avuç : Elin parmak uçlarıyla bilek arasındaki iç bölümü, apaz, hapaz, koşam. Elin yarı yumulmuş durumu.
Eski : Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan, yeni karşıtı. Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığı durumlarda kullanılan bir söz. Herhangi bir meslekte uzun süreden beri çalışmış olan. Mesleğinde uzmanlaşmış, deneyimi olan. Önceki, sabık. Geçerli olmayan. Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş şey.
Hala : Babanın kız kardeşi, bibi.
Diğer dillerde Ezberleyerek öğrenme anlamı nedir?
İngilizce'de Ezberleyerek öğrenme ne demek ? : learning by heart

Bu kısımda Eze nedir? Eze ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Eze tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Eze hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.