Otuz saniye nedir, Otuz saniye ne demek
Otuz saniye; Basketbol alanında kullanılan bir kelimedir.
Basketbol'daki anlamı:
Bir takımın, topu eline geçirdiği andan başlayarak sayı yapmaya girişmesine dek sınırlandırılmış süre. Bu süre içinde sonuç alamayan takım topu yitirmiş sayılır.
Otuz saniye ile ilgili Cümleler
- Otuz saniyeniz var.
- Lütfen otuz saniye bekleyin.
- Lütfen otuz saniye bekle.
- Gerçekten her otuz saniyede bir telefonuna bakman gerekiyor mu?
- Saatim bir ayda otuz saniye ileri gider.
- Otuz saniye ile treni kaçırdım.
- Bana otuz saniye ver.
- Otuz saniyen var.
- Gerçekten her otuz saniyede bir telefonuna bakman mı gerek?
Otuz saniye kısaca anlamı, tanımı
Sani : Yapan, işleyen, meydana getiren. Yaradan. İkinci. Tanrı adlarındandır
Otuz : Yirmi dokuzdan sonra gelen sayının adı. Üç kere on, yirmi dokuzdan bir artık. Bu sayıyı gösteren 30 ve XXX rakamlarının adı.
Saniye : Bir dakikanın altmışta biri olan zaman birimi. Fizik ve mekanikte zaman birimi. Bir derecenin üç bin altı yüzde biri.
Otuz saniye hakemi : Otuz saniyelik süreyi tutmakla görevli hakem. Bu hakem masada özel bir saatin başında oturarak bu süreyi izler.
Otuz saniye lambası : Çarpma tahtasının üzerinde bulunan ve 30 saniyelik süreyi işaret eden renkli ampuller.
Girişme : Girişmek işi, teşebbüs.
İçinde : Süresince, zarfında. ile dolu bir biçimde. Ortamında.
Sayılı : Herhangi bir sayısı olan. Az görülen, önemli, mahdut. Sayısı belli olan, sayılmış olan.
Andan : Bahçe, bağ ve bostanda sulamayı kolaylaştırmak için, toprağın eğimine göre ayrılmış parçalar, maşala, evlek. Mademki, sonra, bakalım. Ondan. Tuzsuz pirinç lâpası. Ona. Sonra, ondan sonra. Ondan Ötürü. Oradan. Onunla.
Alama : El ile tutulup atılabilecek büyüklükteki taş parçası: Dünkü kavgada bir alama da bana geldi. Sert ağaçtan yapılan, üzeri oyma işlemeli ve gece gezerken taşınan sopa. Ele alınıp atılacak büyüklükte, yuvarlak taş. Yumruk büyüklüğünde taş.
Sonuç : Bir olayın doğurduğu başka bir olay ya da durum, netice. Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey. Sürmekte olan veya biten bir yarışmanın veya spor karşılaşmasının sayı bakımından durumu, skor. Yazının veya sözün bitim bölümü. Öz, özet.
Sayıl : Deniz kıyısı. Ermiş, bilen, vâkıf. Dilenci. Yöney ve gereyler gibi, birkaç bileşkenli ya da öğeli olmayıp tek bir sayı ile belirlenen nicelik. Yalnızca büyüklüğü ile belirlenen, doğrultu özelliği olmayan (nicelik). Bir oyutun (çoğunlukla da R ya da C oyutunun) öğelerinden biri. Bir ölçek aracılığıyla ölçüye vurulan nesne ya da özelliklerin bir sayı dizgesinin birimlerine göre aldığı değer. Saygı gör, sözün dinlensin değerin artsın anlamında kullanılan bir isim.
Başla : Yönetmenin oyunculara bir çevirimin başında verdiği komut; oyuna başlama komutu. Yumruklaşma oyununa başlatmak için orta hakemin verdiği komut.
Yapma : Yapmak işi. Yapay. Yapmacık. Tezek. Bulgurla yapılmış, yuvarlak ve yassı köfte. Sır, gizem. Elle biçim verilen tezek. Tezek, kerme (Çayağzı).
Takım : Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman. Bir filmin çevriminde görüntüleri alma, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en küçük teknikçiler topluluğu. Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk. Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk. Hayvanlarda yemek borusu, akciğer ve karaciğere genel olarak verilen ad. Birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu. Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, grup, ekip, trup. Bölüğü oluşturan birliklerden her biri. Takım elbise. Bir oyunda sahaya çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri. Birbirini tamamlayan şeylerin tümü. Sigara ağızlığı. Canlıların bölümlendirilmesinde familya ile sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik.
Sınır : İki komşu devletin topraklarını birbirinden ayıran çizgi, hudut. Değişken bir büyüklüğün istenildiği kadar yaklaşabildiği durağan büyüklük, limit. Komşu il, ilçe, köy veya kişilerin topraklarını birbirinden ayıran çizgi. Bir şeyin yayılabileceği veya genişleyebileceği son çizgi, uç. Uç, son. Bir şeyin nicelik bakımından inebileceği veya çıkabileceği en alt ve en üst yer, limit.
Giriş : Girme işi. Bir bilime hazırlık amacıyla yazılan eser. Bir eserin konusunu tanıtarak kolay kavranmasını sağlayan, ön sözden sonra yer alan bölüm, methal. Bir müzik parçasında baştaki bölüm, methal. Bir anlatımda gelişme bölümüne hazırlık yapmayı sağlayan bölüm. Bir yapıda içeri geçilen yer, methal, antre.
Sını : Ağaçtan yapılmış yayık. Tuluhdan, sınısıdan yayduh.. Sini, yemek sofrası.
Sonu : Boyunduruğun iki yanına konulan çubuklar.
Süre : Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet. Gelin giysisi yapılan bir çeşit kumaş : Sürenin arşınını iki kaymeye aldım. 1.Yüreklilik, yiğitlik. 2.Dayanıklılık : Şu adamın süresi yok. Arapça kökenli sûre: sure. Bir sesin çıkarılmasına verilen zaman. müddet. Tecimsel belgitlerin sayışımlarındaki paraların ödenmeleri için saptanan gün. Bir işin yapılması ya da bir borcun ödenmesi için gösterilen süre. [Bakınız: gösterim süresi]. [Bakınız: yayın süresi].
Diğer dillerde Otuz saniye anlamı nedir?
İngilizce'de Otuz saniye ne demek ? : thirty second rule

Bu kısımda Otuz saniye nedir? Otuz saniye ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Otuz saniye tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Otuz saniye hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.