Pazar nedir, Pazar ne demek

Pazar; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır. kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Pazar" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Allah hayırlı pazar versin."
  • "Perşembe pazarı. Salı pazarı."
  • "Pazar sabahı odalarına çay istemişlerdi." - Y. Atılgan
  • "Balık pazarı."

Yerel Türkçe anlamı:

Çarşamba günü

Alışveriş pazarı

Pazartesi günü.

Pazar yeri

Perşembe.

Hukuki terim anlamı:

satak.

İktisat alanındaki kelime anlamı:

[Bakınız: piyasa]

Fransızca'da Pazar ne demek?:

marché

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Ankara ili, Pazar bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Pazar hakkında bilgiler

Pazar, Cumartesi ile Pazartesi arasında, haftanın yedinci ve son günüdür.

Eski medeniyetlerde haftanın ilk günü olarak kabul edilmiştir. Örneğin, birçok Avrupa dilinde bu gün Güneş Günü anlamında sözcükler (af:Sondag, als:Sonntag, ang:Sunnandæg, da:Søndag, de:Sonntag, cy:Dydd Sul, is:Sunnudagur, kw:Dy' Sul, la:Dies solis, lb:Sonndeg ing:sunday) kullanılır. Anadolu'da Girey ya da Gira kullanıldığı da görülmektedir.

 

Eski Türkçede bu günün adı Birinç'tir.

Pazar günü birçok ülkede tatil günüdür. Uluslararası normlara uygun olması için Türkiye'de de Pazar günü tatil günü olarak kabul edilmiştir.

Pazar ile ilgili Cümleler

  • Ali mu, yoksa Mary mi pazara gidiyor?
  • Ali pazartesi günü yeni işine başlayacak.
  • Pazar, dinlenebildiğim tek gündür.
  • Ali bizimle pazartesi konuşacak.
  • Konferans pazartesi günü başlıyor.
  • Pazar büyük bir başarıyla bitti.
  • Pazar akşamı gelebilir misin?
  • Ali pazartesi günü izinlidir.
  • Pazar, en yoğun olduğum gündür.
  • Pazar en meşgul olduğum gündür.
  • Pazar, cumartesiden sonra gelir.
  • Ali pazartesi günü mahkum edildi.
  • Pazar çalışmak zorunda mısın?
  • Ali hava güzelse pazar günleri sıklıkla balık tutmaya gider.

Pazar anlamı, kısaca tanımı:

Cumartesi : Cuma ile pazar arasındaki gün.

Pazartesi : Pazar ile salı arasındaki gün.

Pazar ola : Satıcılara "satışın bol olsun" anlamında söylenen bir iyi dilek sözü.

Pazara çıkarmak : Satılığa çıkarmak.

Pazarbaşı : Pazarı yöneten, ona düzen veren kimse.

Pazar kayığı : Eşya taşıyan büyük kayık.

Açık pazar : Her devletin malını serbestçe satabileceği, gümrük işlemleri yapılmayan şehir veya ülke.

Dış pazar : Bir ülkenin mal satabildiği yabancı ülke.

İç pazar : Ülke içinde yapılmış olan satış.

Kara pazar : Piyasada olmayan malların gizli olarak yüksek fiyatla satıldığı yer.

Pazar yeri : Pazar kurulan yer. Yabancı bir ülkenin mallarını satma olanağını sağladığı ülke.

Akşam pazarı : Pazarlarda, işportalarda akşama doğru tezgâhta kalmış malların ucuz fiyatla satılışı.

Amele pazarı : İşçilerin iş bulmak amacıyla toplu bir biçimde bekledikleri yer.

 

Avrat pazarı : Kadınların öteberi sattıkları pazar yeri. Cariyelerin satıldığı pazar.

Balık pazarı : Avlanan balıkların günlük ve taze olarak satışa sunulduğu yer.

Bitpazarı : Eski eşyanın alınıp satıldığı pazar.

Can pazarı : Herkesin kendi canının kaygısına düştüğü ve kendini kurtarmaya çalıştığı bir durum.

Çarşamba pazarı : Her şeyi karmakarışık ortada olan yer.

Çiçek pazarı : Çiçeklerin alınıp satıldığı çarşı.

Esir pazarı : Tutsak pazarı.

Sosyete pazarı : Genellikle taklit veya defolu ürünlerin satıldığı, ucuz alışveriş yeri.

Tutsak pazarı : Tutsakların köle gibi alınıp satıldığı yer, esir pazarı.

Pazar kayığı gibi : Çok yüklenmiş (taşıt).

Pazar yerine dönmek : Kalabalıklaşmak.

Pazarcı : Değişik günlerde kurulan pazarlarda mal satan kimse.

Pazarcık : Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri.

Pazarcılık : Pazarcının işi.

Pazarlama : Bir ürünün, bir malın, bir hizmetin satışını geliştirmek amacıyla tanıtmayı, paketlemeyi, satış elemanlarının yetişmesini, piyasa gereksinimlerini belirlemeyi ve karşılamayı içeren etkinliklerin bütünü. Pazarlamak işi.

Pazarlamacı : Pazarlama işi ile uğraşan görevli, pazarlama uzmanı.

Pazarlamacılık : Pazarlamacının işi.

Pazarlamak : Bir ürünü, bir malı, bir hizmeti satacak uygun piyasa bulmak.

Pazarlanma : Pazarlanmak işi.

Pazarlanmak : Satışa sunulmak.

Pazarlar : Kütahya iline bağlı ilçelerden biri.

Pazarlaşma : Pazarlaşmak işi.

Pazarlaşmak : Bir fiyat üzerinde anlaşmak, pazarlık etmek.

Pazarlığa girişmek : Pazarlık yapmaya başlamak.

Pazarlığı pişirmek : Pazarlıkta uyuşma sağlayacak duruma gelmek.

Pazarlık : Bazı kolaylıklar elde etmek veya daha iyi bir çözüme varmak amacıyla yapılmış olan görüşme. Özellikle pazar günleri giyilen şık, gösterişli giysi. Bir alışverişte tarafların kendileri için en elverişli fiyatı karşısındakine kabul ettirmek amacıyla yaptıkları görüşme.

Pazarlık etmek : Görüşmek için belli şartlar ileri sürmek. bir şeyin fiyatı üzerinde karşılıklı çekişmek.

Pazarlıkçı : Pazarlık yapmayı seven kimse.

Pazarlıklı : Pazarlığı olan.

Pazarlıklı alışveriş : Pazarlaşmak suretiyle yapılmış olan alım satım.

Pazarlıksız : Pazarlık yapılmadan.

Pazaryeri : Bilecik iline bağlı ilçelerden biri.

Pazaryolu : Erzurum iline bağlı ilçelerden biri.

Ağzını burnunu çarşamba pazarına çevirmek : Aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek.

Ak köpeğin pamuk pazarına zararı vardır : "kötü şey, görünüşte iyi şeye benziyorsa iyi şeyin değeri azalır" anlamında kullanılan bir söz.

Akılları pazara çıkarmışlar herkes yine kendi akılını almış : "insan kendi aklını başkasınınkinden üstün görür" anlamında kullanılan bir söz.

At pazarında eşek osurtmuyoruz : Söyleneni dinlemeyene uyarı amacıyla söylenen bir söz.

Bostan gök iken pazarlık yapılmaz : "ayrıntıları belli olmayan bir iş için anlaşma yapılmamalı" anlamında kullanılan bir söz.

Çarşamba pazarına çevirmek : Özellikle yüze vurarak çok dayak atmak.

Çarşı pazar dolaşmak : Alışveriş edilen her yeri dolaşmak.

Çekişe çekişe pazarlık etmek : Bir malı ucuz almak için titizce pazarlık etmek.

Denizdeki balığın pazarlığı olmaz : "henüz elde olmayan bir nesnenin alımı, satımı üzerinde konuşulmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Dış pazarlama : Başka ülkelere birtakım ürünleri satma, bu yolla ticaret yapma.

Evdeki pazar çarşıya uymaz : "önceden tasarlanan bir iş umulduğu gibi sonuçlanmaz, düşünüldüğü gibi olmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Gammaz olmasa tilki pazarda gezer : "yasal olmayan yollardan gizlice çıkar sağlayan kişi, yakayı ele vereceğinden korkmasa bütün bu işleri açıktan yapar" anlamında kullanılan bir söz.

Gönlünü pazara çıkarmak : Sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek.

Götürü pazarlık : Bir işin bütünü ile ilgili olarak fiyatı üzerinde anlaşma.

Herkes aklını pazara çıkarmış yine kendi aklını almış : "insanlar kendi akıllarını başkalarının aklından üstün görürler" anlamında kullanılan bir söz.

İçten pazarlıklı : Öfkesini, kinini kimseye sezdirmeyen, iyi görünüp kötülük yapan.

İki söz bir pazar : "uzun boylu pazarlık etmeden" anlamında kullanılan bir söz.

İpliği pazara çıkmak : Kötü nitelik ve suçları ortaya çıkmak.

Irgat pazarına döndürmek : Karışık ve dağınık bir duruma getirmek.

Kes parmağını çık pazara merhem buyuran çok olur : "kişinin bir ihtiyaç içinde bulunduğunu gören herkes ona değişik yol gösterir" anlamında kullanılan bir söz.

Keseye danış pazarlığa sonra giriş : "ödeyecek paranız yoksa bir şey satın almaya girişmeyin" anlamında kullanılan bir söz.

Pastavla pazarlık : Toptan yapılmış olan pazarlık.

Peşin pazarlık : Sonradan olacağı hatıra gelen şeyler üzerinde önceden konuşup anlaşma.

Yahudi pazarlığı : Alıcının bir şeyi çok ucuza almak, satıcının çok pahalıya satmak için yaptıkları sıkı yapılmış olan pazarlık.

Satıcı : Alıcıya bir şey satan kimse.

Satmak : Bir değer karşılığında bir malı alıcıya vermek. Bir kimse, kendini veya başkasını olduğundan daha önemli, yetkili ve değerli göstermek. Bir çıkar karşılığında bir şeyi gözden çıkarmak, feda etmek. Bir yolunu bularak birinden ayrılmak. Kendinde olmayan bir şeyi var gibi göstermek, taslamak.

Sergi : Halkın gezip görmesi, tanıması için uygun biçimde yerleştirilmiş ürünlerin, sanat eserlerinin tümü. Bir yerin, bir ülkenin veya çeşitli ülkelerin kendine özgü tarım, sanayi vb. ürünlerini tanıtmak için bunların uygun bir biçimde gösterildiği yer. Alıcının görmesi, seçmesi için dizilmiş şeylerin tümü ve bu nesnelerin serildiği yer. Yaygı, kilim.

Geçici : Çok sürmeyen. Bulaşan, bulaşıcı. Kısa ve belli bir süre için olan, muvakkat, palyatif, kalıcı karşıtı. Yaya, yoldan veya karşıdan karşıya geçen kimse, yolcu.

Alışveriş : Satın alma ve satma işi, alım satım, iş, muamele, ahzüita, aksata, pazar. İlişki, münasebet.

Rize : Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

İlçe : Yönetim bakımından yurt bölümlemesinde ilden sonra gelen bölüm, kaymakamlık, kaza.

Hafta : Birbiri ardınca gelen yedi günlük dönem.

Belli : Bilinmedik bir yanı olmayan, malum. Beli olan. Gizli olmayan, ortada olan, anlaşılan, bedihi, zahir, aşikâr. Belirli, muayyen.

Bir : Aynı, benzer. Sayıların ilki. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Tek. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Beraber. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız. Sadece. Eş, aynı, bir boyda. Bir kez.

Yer : Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Durum, konum, vaziyet. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Görev, makam. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Önem. Yerküre. Durum, konum. Ülke. İz. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Gezinilen, ayakla basılan taban. Ekime elverişli toprak parçası, arazi.

İle : Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz. Bazı soyut adlara getirildiğinde "... olarak, ... bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz. Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz.

Gün : İyi yaşanmış zaman. Güneş ışığı. İçinde bulunulan zaman. Çağ, devir. Gündüz. Zaman, sıra. Bayram niteliğinde özel gün. Yer yuvarlağının kendi ekseni etrafında bir kez dönmesiyle geçen 24 saatlik süre. Tarih. Belirli günlerde ev hanımlarının konuk ağırlamak için yaptıkları toplantı. Güneş.

Bağlı : Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun. Bir bağ ile tutturulmuş olan. Sınırlanmış, sınırlı. Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Kapatılmış olan, kapalı. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek). Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan.

Biri : Bir tanesi. Bilinmeyen bir kimse.

Tokat : Hayvan ağılı. İnsana el içi ile vuruş. Tarla, bahçe veya mandıra kapısı. Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Pazar ağırlığı : Besi hayvanının en uygun kazanç sağlayabileceği besi ağırlığı.

Pazar çeşitlendirmesi : Bir firmanın mevcut ürün ve piyasalarına ek olarak yeni ürünler geliştirmesi ve yeni piyasalara girme biçimindeki büyüme stratejisi.

Pazar değeri : Taşınmaz değerlendirmelerinde, kamulaştırma işlemlerinde ve vergilemede kullanılan ve pazarda istekli bir alıcının istekli bir satıcıya ödemeyi üstlenebileceği karşılık parası.

Pazar harcı : Nişanlanan kıza götürülen armağan.

Pazar vazı : (pazar va’zı) Pazar günleri kilisede verilen bir çeşit din dersi. bk. Vaiz sözenliği.

Pazarağaç : Afyon ili, Çay belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Pazarbeleni : Sivas şehrinde, Şerefiye bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Pazarçayırı : Kocaeli şehri, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Pazardere : Edirne şehrinde, İbriktepe nahiyesine bağlı bir bölge.

Pazarkaya : Konya şehrinde, Tuzlukçu belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Diğer dillerde Pazar anlamı nedir?

İngilizce'de Pazar ne demek? : [Pazar] n. market, market-place, bazaar, mart, outlet, staple

n. Sunday

Fransızca'da Pazar : bazar [le], débouché [le]; (gün) dimanche [le]

Almanca'da Pazar : n. Absatzmarkt, Basar, Markt, Sonntag

Rusça'da Pazar : n. базар (M), рынок (M), воскресенье (N)

adj. базарный, рыночный, воскресный