Tutu nedir, Tutu ne demek

Tutu; bir ticaret terimidir.

Yerel Türkçe anlamı:

El ele tutuşarak oynanan bir halk oyunu, halay.

Bir borcun ödeneceğine inanca olarak, ödediğinde geri alınmak üzere, borçlunun alacaklıya verdiği değerli şey, rehin.

İm, belirti.

1.Nişanlılara tarafların gönderdiği armağan : Kıymetli tutular geldi. 2.Çevre, mendil.

1.Belirti, im, iz : Şu mendili tutu olarak eve götür de sana bastonumu versinler. 2.Evliliği belirten nişan.

Teyze.

Güvey evinden gelin evine gönderilen ilk armağan.

Değer: Paranın hiç tutusu kalmadı.

Hukuki terim anlamı:

rehin. ~ alan: mürtehin. ~ almak: rehin almak. ~ koyan: râhin (bk. tutulayan). ~ koymak: terhîn etmek.

İktisat alanındaki kelime anlamı:

[Bakınız: ipotek]

Diğer sözlük anlamları:

[Bakınız: dutarık]

[Bakınız: dutu]

[Bakınız: dutu]

Tutu isminin anlamı, Tutu ne demek:

Erkek ismi olarak; Rehin.

Bilimsel terim anlamı:

Alınan borç para karşılığı alacaklıya verilen değerli nesnenin tutulu durumu.

İngilizce'de Tutu ne demek? Tutu ingilizcesi nedir?:

pledge, gage

Tutu hakkında bilgiler

Tutu, bir alacağa karşı güvence olan mal.

Tutu ile ilgili Cümleler

  • Burak altı kez tutuklandı.
  • Burak bir pizza salonunda Tuğba'yı tutukladı.
  • Tutuklama memuru Mustafa Jackson'dı.
  • Tutuklandın mı?
  • Burak tutuklandı ve Tuğba'nın cinayetiyle suçlandı.
  • Tutuklanan 23 kişiden dördü kaçtı.
  • Tutuklanılacaksın.
  • Tutuklandım.
  • Ali tutuklu kampına gönderildi.
  • Tutuklanabileceğim hiç aklıma gelmedi.
  • Tutuklandın.
  • Patron, Tom'un iş bilir tutumunu seviyor.
  • Burak süpermarkette bir telefon çaldığı için tutuklandı.
  • Birini tutukladım.
 

Tutu anlamı, kısaca tanımı:

Güvence : Birinin şüphelerini dağıtmak için söylenen inandırıcı söz, teminat. Bir antlaşmada taraflardan birinin sorumluluğu üzerine alması, inanca, teminat, garanti. Alınan sorumluluğa karşı olarak ortaya konulan şey.

Tutuya bırakmak : Bir taşınmazı borcun ödeneceğine güvence olarak ödenince geri alınmak şartıyla borçlu alacaklıya vermek, ipotek vermek.

Tutucu : Mevcut toplumsal düzeni, düşünceleri ve kurumları değiştirmeden olduğu gibi korumak isteyen (kimse), muhafazakâr, konservatör. Durmalı çıkışlarda, bisikletçiye yardım eden kişi.

Tutuculaşma : Tutuculaşmak durumu.

Tutuculaşmak : Tutuculuk yapmak.

Tutuculuk : Özellikle siyasal ve toplumsal düzeni olduğu gibi sürdürme görüşü, tutumu, anlayışı, muhafazakârlık. Tutucu olma durumu.

Tutuk : Sıkıntılı. Akıcı, rahat konuşamayan. Olması gereken gibi olmayan. Eski işlevini göremez duruma gelmiş. Tutuklu. Kısılmış, kesik. Durgun, çekingen, sıkılgan. Kapalı, tıkalı. Bir organ hareket edemez olmuş.

Tutukevi : Tutukluların kapatıldığı yer, tomruk, dam, tevkifhane.

Tutuklama : Tutuklamak işi, tevkif.

Tutuklamak : Kanun yoluyla hürriyeti kısıtlayarak bir yere kapatmak, tevkif etmek.

Tutuklanış : Tutuklanma işi.

Tutuklanma : Tutuklanmak işi.

Tutuklanmak : Tutuklama işine konu olmak.

 

Tutuklatma : Tutuklatmak işi.

Tutuklatmak : Tutuklama işini yaptırmak.

Tutuklu : Kanun yoluyla hürriyetlerinden alıkonularak bir yere kapatılan (kimse), tutuk, mevkuf.

Tutukluk : Tutuk olma durumu, konuşma korkusu. Düzgün işlememe durumu.

Tutukluk yapmak : Aksamak, doğru dürüst veya istenen ölçüde gitmemek. silah çalışmaz olmak.

Tutukluluk : Tutuklu olma durumu, mevkufluk, mevkufiyet.

Tutuksuz : Tutuklanmadan. Tutuklanmadan yargılanan.

Tutuksuzluk : Tutuksuz olma durumu.

Tutulma : Halk tarafından sevilme, ünlü olma, iyi tanınma, popülarite. Bir gök cisminin, araya başka bir cismin girmesiyle bütününün veya bir bölümünün görünmez duruma gelmesi olayı. Tutulmak işi.

Tutulmak : Ünlü olmak, meşhur olmak. Yakalanmak. Ay ve Güneş, tutulma olayına uğramak. Birine tutkun olmak, sevmek. Kapatılmak, sarılmak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncu yakından izlenmek, tutulmak, markaja alınmak. Bir organ veya bir şey hareket edemez olmak. Tutuk duruma gelmek. Tutma işi yapılmak veya tutma işine konu olmak.

Tutulmaz : Yakalanmaz, ele avuca gelmez.

Tutulmazlık : Tutulmaz olma durumu.

Tutulmuş : Engellenmiş. Ele geçirilmiş.

Tutulmuş para : Kontrol altına alınmış para, bloke para.

Tutulmuşluk : Tutulmuş olma durumu.

Tutulu : Tutulmuş. Tutu olarak alınmış, ipotekli.

Tutulu satış : Bir taşınmazın ipotek edilmek suretiyle uzun vadeli krediyle satın alınması, tutsat.

Tutulum : Bir yıl boyunca Güneş'in gök küresi üzerinde çizdiği çemberin sınırladığı daire, ekliptik.

Tutuluş : Tutulma işi.

Tutum : Para veya herhangi bir şeyi dikkatli kullanma, idare, idareli tüketme, iktisat, tasarruf, ekonomi. Tutulan yol, tavır.

Tutumlu : Aşırı harcamalardan kaçınan, idareli, muktesit.

Tutumluluk : Tutumlu olma durumu.

Tutumsuz : Aşırı harcamalar yapan, savurgan, müsrif.

Tutumsuzluk : Tutumsuz olma durumu, müsriflik, savurganlık.

Tutunacak bir dal aramak : Güvenilecek, dayanılacak bir insana ihtiyaç duymak.

Tutunacak dalı olmak : Güveneceği bir kimse veya şey bulunmak.

Tutunma : Tutunmak işi.

Tutunmak : Kendi üzerine koymak, kullanmak. Tutup bırakmamak, dayanmak, sarılmak veya asılmak. Kendini kabul ettirmek, kendine bir yer sağlamak. Aynı yerde ve durumda kalmak, direnmek, dayanmak.

Tutunuş : Tutunma işi.

Tuturuk : Çok ekşi. Ateş tutuşturacak çalı, çırpı, yonga vb. şeyler.

Tutuş : Tutma işi.

Tutuşma : Tutuşmak işi.

Tutuşmak : Birbirini tutmak, birbirine ilişip dokunmak. Kızarmak, kızıllaşmak. Bir işe başlamak, girişmek. Telaşlanmak. Yanmaya başlamak, ateş almak.

Tutuşturma : Tutuşturmak işi.

Tutuşturmak : Karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin ansızın vermek. Coşturmak, çok heyecanlandırmak. Tutuşmalarını veya tutuşmasını sağlamak.

Ağanın eli tutulmaz : Zengin olarak düşünülen kişiden anılmaya değer bir bağış beklenildiğini belirten bir söz.

Ağzı dili tutulmak : Beklenmedik bir durum karşısında heyecanlanmak, hayranlık duymak. konuşamamak.

Al ile aslan tutulur güç ile sıçan tutulmaz : "bir kimse zekâsını kullanarak kendisinden güçlü olan yaratığı yenebilir ancak gücünü kullanarak kendisinden daha güçsüz ama zeki olan bir yaratığın üstesinden gelemez" anlamında kullanılan bir söz.

Ay tutulması : Güneş, Dünya, Ay dizilişinde ayın uygun koşullarda dünya gölgesine girmesi sonucu kararması, husuf.

Ayyar tilki art ayağından tutulur : "işini hile ile yürüten kimse sonunda yakayı ele verir" anlamında kullanılan bir söz.

Boş torba ile at tutulmaz : "bir kimse çıkar veya karşılık görmeden bir yere bağlanmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Buhrana tutulmak : Buhran geçirmek.

Çenen tutulsun : Şom ağızlılara "söyleyemez ol!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Cezbeye tutulmak : Bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçmek.

Dil tutukluğu : Herhangi bir sebeple konuşamama. Dilin iyi çalışmamasından ileri gelen söyleme güçlüğü, anartri.

Dili tutuk : Serbestçe, kolaylıkla konuşamayan (kimse).

Dili tutukluk : Dili tutuk olma durumu.

Dili tutulmak : Sevinç, korku, şaşkınlık vb. sebeplerle birdenbire söz söyleyemez olmak.

Diliyle tutulmak : Suçunu, kendi konuşması ile açığa vurmak.

El eliyle yılan tutulur : "kişi kendi işini kendisi yapmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Eline tutuşturmak : Karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin verivermek.

Elle tutulacak tarafı kalmamak : Güvenilecek veya kayırılacak bir yönü olmamak. sağlam bir yanı kalmamak.

Elle tutulur : Somut. çok açık ve belli.

Elle tutulur gözle görülür : Çok belirgin, çok açık.

Elle tutulur tarafı olmamak : Hiçbir değerli veya savunulabilir yanı olmamak.

Etekleri tutuşmak : Çok telaşlanmak.

Gıyabi tutuklama : Kişinin yokluğunda alınan tutuklama kararı.

Gözden ırak tutulmak : Önem verilmemek, değersiz bulmak.

Gözle görülür elle tutulur hale gelmek : Çok açık bir biçimde görülmek, herkes tarafından bilinmek.

Gün tutulması : Güneş tutulması.

Güneş tutulması : Ay'ın, Dünya ile Güneş arasına girmesinden dolayı yeryüzünün bazı bölgelerine ayın gölgesinin düşmesi, gün tutulması.

İnsan sözünden hayvan yularından tutulur : "yularından tutulan hayvan başka yöne sapamadığı gibi insan da söylediği sözün dışına çıkamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Ispazmoza tutulmak : Aşırı derecede titremeye başlamak.

Kas tutukluğu : İşe alıştırılmamış kasların çalışma durumunda duyulan ağrı ve sızı.

Kendi ağzıyla tutulmak : Suçu, yalanı veya iddiasının yanlışlığı kendi sözüyle ortaya çıkmak.

Lades tutuşmak : Tavuğun lades kemiğini birer ucundan karşılıklı tutup kırarak lades oyununa başlamak.

Nefesini tutup beklemek : Heyecan, merak veya endişeyle sonucu izlemek.

Nutku tutulmak : Korkudan, şaşkınlıktan ve öfkeden konuşamaz olmak.

Ot tutunmak : Vücuttaki istenmeyen kılları düşürmek için ilaç sürünmek.

Paçası tutuşmak : Telaşlanmak.

Paçasından tutup atmak : Hakaretle kovmak.

Sinir buhranına tutulmak : Bunalım geçirmek.

Ustura tutunmak : Vücuttaki istenmeyen kılları temizlemek.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak : Güç bir durumdan kurtulayım derken daha kötüsüyle karşılaşmak.

Yanıp tutuşmak : Güçlü bir aşk ile sevmek. bir şeyi elde etmek için güçlü bir istek duymak. elde edemediği bir şey için büyük üzüntü duymak.

İlişkin : İlgisi, ilişiği olan, bağlı, ilgili, ait, merbut, müteallik.

Borçlu : Borcu olan, borç almış olan, verecekli, medyun, alacaklı karşıtı. Bir şeyi birinin yardımıyla elde etmiş olan. Borcu kalmış olarak. Manevi bir yükümlülük altında bulunan.

Alacaklı : Birinden alacağı olan (kimse), borçlu ve verecekli karşıtı.

Taşınmaz : Taşınamayan. Ev, tarla vb. taşınamayan mülk, gayrimenkul.

Gösterme : Teşhir, sergileme. Göstermek işi.

İpotek : Tutu.

Alaca : Ağaçta ilk olgunlaşan meyve. Birkaç rengin karışımından oluşan renk, ala. Meyvelere, genellikle üzüme düşen ben. Keklik, bıldırcın vb. kuşları avlamak için kullanılan iki renkli bez. Birkaç renkli iplikten yapılmış dokuma. İki veya daha çok renkli. Çorum iline bağlı ilçelerden biri.

Tutu alan : Tutu karşılığı, borç para veren Verdiği borç para karşılığı bir mal ya da özdeği tutulayan.

Tutu bankası : Konutsuz aileleri konutlandırmak amacıyla, edinilecek konut üzerine önceden tutu koyarak ödünç para veren banka. Durağan değerleri tutulamak suretiyle karşılığında ödünç para veren bankalar (Emniyet Sandığı gibi).

Tutu belgesi : Tutuyu saptayan belge.

Tutu belgiti : Tutuyu gösteren ve saptayan belgit.

Tutu değeri : Bir taşınmaza, onun üzerine tutu koyan kurumun biçtiği değer.

Tutu karşılığı aktarım : Tecimsel bir belgitin kapsamakta olduğu alacağı tutu ya da inanca karşılığı bir başkasına aktarma.

Tutu ödenci : Konut edinmek amacıyla, bankaların ya da öteki kuruluşların, kişilere, edinecekleri konutu ya da taşınmazı karşılık tutarak verdikleri ödünç para.

Tutu sözleşmesi : Bir alacağı sağlama bağlamak için, borcun ödenmesi durumunda, borçlunun taşınmaz malının satılmasına ve alacağın satış parasından karşılanmasına olanak veren, borçlu ile alacaklı arasında yapılan bir anlaşma.

Tutuba : Kadın hizmetçi.

Tutucu tırnak : Filmin çeşitli sinema aygıtlarındaki aralı devinimi sırasında, deliklerine girerek tutan ve pencereyle tam çakışmasını, düzgün durmasını sağlayan devinimli çıkıntı.

Diğer dillerde Tutu anlamı nedir?

İngilizce'de Tutu ne demek? : n. very short skirt worn by ballet dancers

n. Desmond Tutu (born 1931), archbishop and black leader in South Africa

n. Tutu, Desmond Tutu, (born 1931)

Fransızca'da Tutu : [le] balerin etekliği, tütü

Almanca'da Tutu : n. Faustpfand

Rusça'da Tutu : n. заклад (M), залог (M)