Sürünmek nedir, Sürünmek ne demek
- Karnı üzerinde sürünerek gitmek.
- Yoksul ve perişan yaşamak.
- Bir şeye değerek geçmek, geçerken değmek.
- Başıboş, sahipsiz kalmak.
- Kendi üzerine koku, krem vb. sürmek.
- Sürünme işine konu olmak

"Sürünmek" ile ilgili cümle örnekleri
- "Bir şişe kolonyayı süründüm."
- "Semiz bir köpeğe bile yetmeyecek bir parayla bu kadar süründüm." - N. F. Kısakürek
- "Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün." - Enderunlu Vasıf
- "Duvara sürünmek. Boyaya sürünmek."
- "Kedi sokaklarda sürünürken bile, eğer sizden korkmadıysa yine mağrur, kibirli ve rahatına düşkündür." - C. Külebi
- "İçimize tekrar emniyet geldikten sonra, karnımız üstünde sürünerek Nil'e, sonra öteki sahile geçtik." - R. H. Karay
Yerel Türkçe anlamı:
Emeklemek (bebekler için).
Sürünmek kısaca anlamı, tanımı:
Sürünme : Sürünmek işi. Çoğunlukla uzun gövdeli bir hayvanın, bacaklarının yardımı olmaksızın katı bir yüzeyde ilerlemesi.
Köpek sürünmekle etek kesilmez : "terbiyesiz kimsenin sataşmasıyla temiz kişi lekelenmiş olmaz" anlamında kullanılan bir söz.
Yerlerde sürünmek : Çok perişan, acınacak bir durumda bulunmak.
Koku : Nesnelerden yayılan küçücük zerrelerin burun zarı üzerindeki özel sinirlerde uyandırdığı duygu. Güzel kokmak için sürülen esans. Belirti, işaret.
Sürmek : Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Yönetip yürütmek, sevk etmek. Zaman almak. Zaman geçmek. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. Uzatmak, ileri doğru itmek. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek. Önüne katıp götürmek. Dokundurmak, değdirmek. Olmaya devam etmek. Devam etmek.
Değer : Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet. Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey. Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı. Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, bedel, kıymet, paha, valör. Üstün nitelik, meziyet, kıymet. Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü.
Geçmek : Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. Üstünlük sağlamak. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. Okulda, sınavda başarı göstermek. Geride bırakmak, aşmak. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. Bırakmak, vazgeçmek. Çekiştirmek, yermek. Görev almak. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. Sürümü olmak, satılmak. Bir yerden başka bir yere gitmek. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Kalmak, devrolmak. Harcamak. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. Tükenmek, bitmek, sona ermek. Kabul edilemez olmak. Sönmek. Yaşamak. Zamanı aşmak, geride bırakmak. Kullanımda olmak, tedavülde olmak. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. Bir yere gidip oturmak. Bir duruma uğramak, konu olmak. Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Yerini bırakıp başka yer almak. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek. Birinden meşk etmek. Yazılmak, girmek. Etki yapmak, işlemek.
Değmek : Eş değerde olmak. Karşılık olmak. Aralık kalmayıncaya kadar birbirine yaklaşmak, dokunmak, temas etmek. Ulaşmak, erişmek. Zevk veren şeyler hoşa gitmek. İstenilen yere düşmek, rast gelmek, isabet etmek. Herhangi bir nitelikte olmak. Değerinde olmak.
Yoksul : Geçinmekte çok sıkıntı çeken (kimse, toplum, ülke), yoksuz, varlıksız, variyetsiz, fakir, fukara, zengin, varsıl karşıtı. İstenilen nitelikte ve özellikte olmayan, yetersiz.
Perişan : Acınacak durumda olan, zavallı. Dağınık, düzensiz, karmakarışık.
Karnı : Laboratuvarda damıtma işlerinde kullanılan, geniş karınlı, dar ve eğri boyunlu cam kap.
Üzerinde : Üstünde. ... ile ilgili, üzerine.
Gitmek : Yok olmak, elden çıkmak. Sürmek, devam etmek. Geçmek. Başvurmak, yapmak. Götürülmek, gönderilmek. Bir yerden veya bir işten ayrılmak. Ölmek. Yürümek, yol almak. Yeter olmak, yetmek, yetişmek. Dayanmak. Tüketilmek, harcanmak. Değerlendirmek, saymak, karşılamak. Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak. Yapmak. Makine, işlemek, çalışmak. Çıkmak, ulaşmak. Herhangi bir durumda olmak. Satılmak. Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak. Yakışmak, yaraşmak. Bir şey zarar görmüş olmak. Bir yere doğru yönelmek.
Konu : Üzerinde konuşulan şey, bahis. Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu, süje.
Olmak : Sarhoş olmak. Uymak, tam gelmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Sürdürmek, yürütmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Herhangi bir durumda bulunmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bulunmak. Yol açmak. Geçmek, tamamlanmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak.
Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.
Yaşamak : Düzen vermek. Yasa koymak.
Başıboş : (başı'boş) Yönetimsiz, baskısız, denetimsiz bir biçimde. Bir şeye veya kimseye bağlı olmayan. Bağlanmamış, serbest bırakılmış. (başı'boş) Kendi isteğine göre, hiçbir etki altında kalmadan.
Sahipsiz : Kimsenin malı olmayan, iyesiz. Koruyucusu, gözeteni bulunmayan.
Kalmak : Yapamamak. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak. İleriye atılmak, ertelenmek. Yetinmek. Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak. Oturmak, yaşamak. Herhangi bir durumu sürdürmek. Miras olarak geçmek. Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. Eğleşmek. Sınıf geçmemek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Sınırlanmak. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak. Hayatını sürdürmek, yaşamak. Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek. Oyalanmak, vakit geçirmek. Konaklamak, konmak. İşlemez, yürümez duruma gelmek. Olmak, herhangi bir durumda bulunmak. Varlığını korumak, sürdürmek.
Sürünmek ile ilgili Cümleler
- Çitin altından sürünmek zorunda kaldım.
- Tom'un canı bir kayanın altında sürünmek istedi.
Diğer dillerde Sürünmek anlamı nedir?
İngilizce'de Sürünmek ne demek? : v. drag, creep, crawl, grovel, rough it, languish, trail
Fransızca'da Sürünmek : ramper, traîner, se flotter, se mettre, végéter, vivoter
Almanca'da Sürünmek : v. krabbeln, kriechen
Rusça'da Sürünmek : v. тереться, натираться, обтираться, мазаться, намазываться, тянуться, волочиться, ползти, касаться, задевать, влачить, обтереться, измазаться, намазаться

Bu kısımda Sürünmek nedir? Sürünmek ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Sürünmek tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Sürünmek hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.