Gödeç nedir, Gödeç ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Dersi kitaptan izlemek için öğretmenlerin kullandıkları ince değnek.

Orkestra şefinin elindeki değnek.

İçinde yemek pişirilen toprak kap.

Gödeç anlamı, tanımı

Göde : Karnı şiş, hastalıklı kişi. Kısa boylu, şişman, göbekli. Gebe. [Bakınız: gede]. Güvercin. Güvercin yavrusu. Hayvan yavrusu: Kaz gödeleri çayırda. Bal vermeyen arı. Büyük: Göde göde fişneler. İyi kuramamış üzüm. Gebelikte karın şişliği. Gövde, vücut. Gövde. Etli bir kuş. x Şişman, göbekli ve kısa boylu. Bulgurluk buğday. (Akbaş Güdül Ankara)

Öğretmen : Mesleği bilgi öğretmek olan kimse, hoca, muallim, muallime.

Orkestra : Yaylı, üflemeli ve vurmalı çalgılar topluluğu. Bazı tiyatroların birinci katında sahne veya perdeye en yakın koltuklar. Eski Yunan tiyatrolarında, sahne ve seyirciler arasındaki çember biçiminde koro yeri.

İzlemek : Birinin veya bir şeyin arkasından gitmek, takip etmek. Belirli bir tutum, davranış veya düşünceyi benimsemek. Belirli bir yönde gitmek. Eğlenmek, görmek, öğrenmek için bakmak, seyretmek. Gözlemek, incelemek. Zaman, süre, sıra vb. bakımından gelmek, arkasından gelmek, arkasında olmak. Bir olayın gelişimini gözden geçirmek. Bir şeye uymak, bağlı olmak. Herhangi bir olayla ilgilenmek.

 

Öğretme : Öğretmek işi.

Değnek : Elde taşınacak incelikte düzgün ağaç, sopa, çomak. Değnekle atılan dayak.

İzleme : İzlemek işi, takip.

Toprak : Yer kabuğunun, toz durumuna gelmiş türlü kütle kırıntılarıyla, çürümüş organik cisimlerden oluşan ve canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. Memleketli. Kara. Yer kabuğunun bu bölümünden yapılmış. Arazi, tarla. Ülke.

İçinde : Süresince, zarfında. ile dolu bir biçimde. Ortamında.

Topra : Torba.

Öğret : Saç örgüsü.

Yemek : Yemek yeme, karın doyurma işi. Kandırmak. Isırmak. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Birine alacağını vermemek, ödememek. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Yasal yoldan cezalandırılmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Başkasının parasını harcamak. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Sürekli üzmek, tedirgin etmek.

Kitap : Ciltli ve ciltsiz olarak bir araya getirilmiş, basılı veya yazılı kâğıt yaprakların bütünü. Herhangi bir konuda yazılmış eser. Kutsal kitap.

İzlem : İzleme işi, izleme, takip. Önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yol, strateji.

Pişi : Mayalı hamurdan yapılan, yağda kızartılarak pişirilen bir tür yiyecek. Mayalı hamuru kızgın yağa kaşıkla döküp kızartarak yapılan bir çeşit yiyecek. Mayalı hamurdan yapılan lokma. Yağda kızartılmış peynirli börek. Gözleme. Yağda kızartılmış ekmek. Unu pekmezle yoğurup, zeytinyağda kızartarak yapılan bir çeşit tatlı. [Bakınız: bişi].

 

Ders : Öğretmenin öğrenciye belirli bir sürede verdiği bilgi. Bir olayın bellekte bıraktığı öğretici iz, öğüt, ibret. Öğrencinin öğrenmek zorunda olduğu bilgi. Bu bilgi aktarımı için ayrılan süre.

İçin : Amacıyla, maksadıyla. Düşüncesince, kendince, göre. Özgü, ayrılmış. Ant deyimleri yapan bir söz. Karşılığında, karşılık olarak. Oranla, göz önünde tutulursa. Uğruna, yoluna. -den dolayı, -den ötürü. Neden ve sonuç belirten bir söz. Hakkında. Süre belirten bir söz.

İnce : Kendi cinsinden olanlara göre dar ve kalınlığı az olan, kalın karşıtı. Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı. İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı. Taneleri ufak, iri karşıtı. Hafif, gücü az. Aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı. Ayrıntılı. Zayıf. Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar). Tiz (ses), pes karşıtı.

Öğre : Eğitim.

Yeme : Yemek işi. Yiyecek.

Diğer dillerde Göçmen nüfus anlamı nedir?

İngilizce'de Göçmen nüfus ne demek ? : immigrant population