Sıkı nedir, Sıkı ne demek
Sıkı; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.
- Dar.
- Güçlü ve çabuk, hızlı.
- Disiplin.
- İyice sıkıştırılmış, doldurulmuş, tıkız, gevşek olmayan

- Dikkatli, titiz ve göz yummadan uygulanan.
- Zorlu, güçlü ve etkili.
- Cimri.
- Ağızdan dolma ateşli silahlarda, barut ve kurşunun üstünden namluya sokulup bastırılan bez ve kâğıt parçaları vb. şeylerin tümü.
- Zorlayıcı durum.
- Yoğun.
- İlkelerine çok bağlı, hoşgörüsü olmayan, katı.
- Sıkıca, iyice.
"Sıkı" ile ilgili cümleler
- "Sıkıya gelmemek. Sıkıyı görünce kaçtı."
- "Sıkı bir denk."
- "En sıkı ve katı bir merkeziyet sistemi, bugün diğer faaliyet merkezlerini bloke edebilir." - B. Felek
- "Karabalçıklı çiftliği, kasabadan sıkı yürüyüşle bir saat çeker." - R. N. Güntekin
- "Ankaralılarla münasebetlerinde her zaman sıkı bir ahlak ve seviye kontrolüne tabi tutuldu." - Y. K. Karaosmanoğlu
- "Samsun'a geldiğimi ve kendisiyle daha sıkı temasta bulunmak istediğimi bildirdim." - Atatürk
- "İlk sıkıyı babam attı." - S. Kocagöz
- "Sıkı giyinmek."
- "Sıkı bir kemer."
Yerel Türkçe anlamı:
1.Silah, tabanca. 2.Dolma silahlarda barut üstüne indirilen tıpa. 3.Mermi.
Tutumlu.
1.Bulgur. 2.Bulgur pilavı.
Güzel, yaman.
Sıkıştırma aygıtı, pres.
Cimri.
1.Bir çeşit tatlı. 2.Pekmez yapma işi : Bugün bizim evde sıkı var.
Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:
[sıkıştırma] Av tüfeğini doldurmak için kullanılan çaput. (Yenikent *Aksaray -Niğde; Karacaviran *Seydişehir -Konya) [sıkıştırma] : (*Kemalpaşa -İzmir)
Fransızca'da Sıkı ne demek?:
compressif, ive, compact
Sıkı tanımı, anlamı:
Sıkı basmak : Güçlü davranmak, direnmek.
Sıkı durmak : Güçlü, dayanıklı olmak, dikkatli bulunmak.
Sıkı tutmak : Sürekli olarak denetlemek, kontrol altında bulundurmak. önem vermek. bir işte disiplinli olmak.
Sıkıdan geçirmek : Dayak atmak.
Sıkıya almak : Hareketlerini sınırlamak veya önlemler almak. disiplin altına almak.
Sıkıya gelmek : Güç bir durumla karşılaşmak.
Sıkıysa : Kendine güveniyorsa, yürekliyse.
Sıkı ağızlı : Gizli kalması gereken şeyleri başkasına söylemeyen, sır tutabilen, ketum.
Sıkı denetim : Sansür.
Sıkı doku : Gözenekleri ve öz ışınları açıkça görünmeyen, yıl halkaları biçimde birbirinden ayrılamayan ağaçların dokusu.
Sıkı düzen : Disiplin.
Sıkı fıkı : İçli dışlı. Yoğun. Birbiriyle çok samimi. Çok samimi bir biçimde.
Sıkı sıkı : İyice.
Sıkıyönetim : Olağanüstü zamanlarda ve durumlarda ülkede güvenliğin sağlanması için ordunun yardımıyla gerçekleştirilen yönetim, örfi idare.
Ağzı sıkı : Sır saklayan, ağzı pek, ketum.
Eli sıkı : Cimri.
Kurusıkı : Korku. Blöf. Bu mermiyi patlatan bir tür tabanca. Yalnız barut doldurulmuş, çekirdeksiz tüfek veya tabanca mermisi.
Sıkıca : Sıkı bir biçimde.
Sıkıcı : İç sıkan, can sıkan, tedirgin eden.
Sıkıcılık : Sıkıcı olma durumu.
Sıkılamak : Bunaltmak. Sıkı duruma getirmek. Zorlamak. İyice tembih etmek. Sıkıştırmak. Dolma tüfek, tabanca vb. ateşli silahları ağızdan doldurup sıkıştırmak.
Sıkılanma : Sıkılanmak durumu.
Sıkılanmak : Sıkılama işi yapılmak.
Sıkılgan : Utangaç.
Sıkılganlık : Sıkılgan olma durumu.
Sıkılık : Cimrilik. Sıkı olma durumu.
Sıkılma : Utanma ve çekinme duygusu, hicap. Sıkılma işi.
Sıkılmak : Utanıp çekinmek. Sıkma işi yapılmak. Sıkıntıya düşmek. Can sıkıntısı duymak.
Sıkılmaz : Sıkılması olmayan, utanmaz, yüzsüz.
Sıkılmazlık : Sıkılmaz olma durumu.
Sıkım : Ateşli silahlarda bir atış için yeterli olan miktar. Avucun sıkıldığında alabildiği miktar. Bir defada sıkılan miktar. Sıkma işi.
Sıkınmak : Kendini sıkmak, zorlamak.
Sıkıntı : Bulunmama durumu. İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet. Sorun, mesele, sendrom, problem. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı.
Sıkıntı basmak : Çok sıkılmak, can sıkıntısı duymak.
Sıkıntı çekmek : Zorluk veya yoksulluk içinde yaşamak.
Sıkıntı vermek : Tedirgin etmek, bunaltmak.
Sıkıntıda olmak : Geçim darlığı çekmek.
Sıkıntılı : Sıkıntısı olan. Sıkıntı veren, çileli, kasvetli, meşakkatli, mukassi.
Sıkıntısı olmak : Tedirgin, rahatsız eden bir durumda bulunmak. işemesi gerekmek, sıkışmak.
Sıkıntısız : Sıkıntısı olmayan. Sıkıntı vermeyen, meşakkatsiz.
Sıkıntısızlık : Sıkıntısız olma durumu.
Sıkıntıya düşmek : Darlık, yokluk içinde olmak.
Sıkıntıya gelememek : Güç işlere dayanamamak.
Sıkıp suyunu çıkarmak : Sömürmek.
Sıkış tıkış : Çok sıkışık, kalabalık.
Sıkışık : Sıkışmış bir durumda olan.
Sıkışıklık : Sıkışık olma durumu.
Sıkışma : Sıkışmak durumu.
Sıkışmak : Dar bir yere zorla sığmak veya sığdırılmak. Sıkıntı ve darlık vermek, çarpıntı duymak. İki şey arasında kalmak. Tuvalet ihtiyacı gelmek. Yerinden oynamamak. Kalabalıktan dolayı birbirine çok yaklaşmak. Zor bir durumda kalmak.
Sıkıştırıcı : Sıkıştırma işini yapan alet.
Sıkıştırılma : Sıkıştırılmak işi.
Sıkıştırılmak : Sıkıştırma işi yapılmak.
Sıkıştırış : Sıkıştırma işi.
Sıkıştırma : Sıkıştırmak işi.
Sıkıştırmak : Kaçmayacak biçimde çembere almak, kıstırmak. Ansızın, gizlice ve karşısındakinin isteyip istemediğine bakmadan bir şeyi vermek, tutuşturmak. Zorlamak. Bir şeyin sıkışmasına, kısılmasına, ezilmesine sebep olmak. Sarkıntılık etmek. Bir nesneyi sıkıca duracak biçimde bir yere koymak, yerleştirmek veya orada tutmak. Bir şeyi dar bir yere zorla sığdırmak, tıkmak. Gevşek veya seyrek olan şeyleri birbirine yaklaştırarak sıkı duruma getirmek.
Sıkıt : Komprime.
Ağzı sıkılık : Ağzı sıkı olma durumu, sır saklama, ketumiyet, ketumluk.
Ağzını sıkı tutmak : Sır vermemek.
Bir sıkımlık canı olmak : Çok cılız ve güçsüz olmak.
Can sıkıntısı : Yapılacak bir iş olmaması ve hiçbir şeyle oyalanma imkânı bulunmaması sebebiyle duyulan tedirginlik, bunalım.
Canı sıkılmak : İçi sıkılmak, yapacak bir işi olmamaktan tedirginlik duymak. öfkelenmek. üzülmek.
El sıkışmak : Pazarlıkta anlaşmak.
Eli sıkılık : Cimrilik.
Geçim sıkıntısı : Geçinmede çekilen güçlük, geçim derdi, geçim zorluğu.
İçi sıkılmak : Bunalmak.
Ikına sıkına : Çekinerek, sıkılarak, ıkına tıkına, ıklaya sıklaya. Büyük güç harcayarak, kendini zorlayarak, ıkına tıkına, ıklaya sıklaya.
Ikınıp sıkınmak : Bir iş yapabilmek için kendini çok zorlamak.
Kalbi sıkışmak : Yüreği sıkışmak.
Kapana sıkıştırmak : Birini düzenle zor duruma sokmak, işin içinden çıkamaz duruma getirmek. birini zor durumda bırakmak.
Kediyi sıkıştırırsan üstüne atılır : "senden çekinen, korkan kişi, çok sıkıştırırsan sana karşı gelir" anlamında kullanılan bir söz.
Kul sıkışmayınca hızır yetişmez : "yardım hep en zor anda gelir" anlamında kullanılan bir söz.
Kuyruğu sıkışmak : Çok zor durumu düşmek.
Paraya sıkışmak : Parasız kalmak, para sıkıntısı içinde olmak.
Turpun sıkısından seyreği iyidir : "görüşmeyi, konuşmayı sıklaştırmamak doğrudur" anlamında kullanılan bir söz.
Utana sıkıla : Çok utanıp sıkılarak, utanıp sıkılmış bir biçimde.
Utanıp sıkılmadan : Yüzsüzce, utanmadan.
Yaralı kuşa kurşun sıkılmaz : "birinin düşkünlüğünden yararlanarak ondan öç almak doğru değildir" anlamında kullanılan bir söz.
Yüreği sıkılmak : İçi sıkılmak.
Yüreği sıkışmak : Kalp atışları düzensiz olmak, sıkıntı duymak. bir meseleden dolayı aşırı üzülmek.
Tıkız : Çok sıkıştırılmaktan veya çok sıkı doldurulmaktan katılaşmış, sıkı. Yoğunluğu çok, katı. Tıknaz.
Zorlu : Tuttuğunu koparan, baskı yapabilecek ölçüde güçlü (kimse). Güçlü, kuvvetli, şiddetli. Zor, güç yapılan. Zorbalık yapan.
Güçlü : Şiddeti çok olan. Nitelikleri ile etki yaratan, etkili. Gücü olan, kuvvetli, yavuz. Etkisi, önemi büyük olan, sözü geçer, forslu.
Etki : Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim. Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir. Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım.
Dikkat : İlgi, özen. "Dikkat ediniz!" anlamında kullanılan bir uyarma sözü. Duygularla düşünceyi bir şey üzerinde toplama, uyanıklık.
Titiz : Temizliğe aşırı düşkün olan (kimse). Çok dikkat ve özenle davranan veya böyle davranılmasını isteyen (kimse), memnun edilmesi güç, müşkülpesent.
Yumma : Yummak işi.
Dar : Yetersiz. Güçlükle, ucu ucuna, ancak. Sıkıntılı. İdam mahkûmlarını asmak için dikilen direk. Genişliği az veya yetersiz olan, ensiz, mikro. Az, elverişsiz, sınırlı. İçine alacağı şeye oranla ölçüleri yetersiz olan, geniş ve bol karşıtı. Ev. Yurt.
Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.
Etkili : Etkisi olan, tesirli, müessir, patetik.
Yoğun : Koyu, kalın. Şişman, iri, tombul. Hacmine oranla ağırlığı çok olan, kesif. Artmış, çoğalmış bir durumda olan. Etkisi güçlü olan, ağır (koku vb.). Kaba, kalın, iri (elek, iğne). Dolu, sıkı, sıkışık, çok, konsantre.
Cimri : Elindeki parayı harcamaya kıyamayan, bitli, eli sıkı, ekti, hasis, kısmık, kibritçi, mıhsıçtı, nekes, pinti, sıkı, varyemez.
İyice : İyiye yakın. (iyi'ce) Tamamen. Çok, adamakıllı. (iyi'ce) Gereği gibi, derinlemesine, ayrıntılarıyla.
Disiplin : Öğretim konusu olan veya olabilecek bilgilerin bütünü, bilim dalı. Kişilerin içinde yaşadıkları topluluğun genel düşünce ve davranışlarına uymalarını sağlamak amacıyla alınan önlemlerin bütünü. Bir topluluğun, yasalarına ve düzenle ilgili yazılı veya yazısız kurallarına titizlik ve özenle uyması durumu, sıkı düzen, düzence, düzen bağı, zapturapt.
Zorlayıcı : Zorlayan, mücbir.
Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.
Çabuk : Alışılandan veya gösterilenden daha kısa bir zamanda, tez, yavaş karşıtı. Hızlı, müstacel, yavaş karşıtı. "Acele et, oyalanma" anlamlarında bir seslenme sözü.
Hızlı : Çabuk, seri, süratli. Güç kullanarak. Uçarı, çapkın, hovarda. Çabucak.
Sıkı artan işlev : Tanım kümesinde ( )koşulunu gerçekleyen her ( )olan f işlevi, anlamdaş, artan işlev, tekdüze sıkı artan işlev.
Sıkı ayırma kuralı : ( ) biçimindeki kipler mantığı çıkarım kuralı.
Sıkı azalan işlev : Tanım kümesindeki ( )koşulunu gerçekleyen her ( )olan f işlevi, Anlamdaş. azalan işlev, tekdüze sıkı azalan işlev.
Sıkı bağ doku : Temel maddesinin büyük çoğunluğu kollajen iplikli, demetler oluşturan ve biçimsiz temel maddesi çok az olan doku, kompakt bağ doku. İpliklerin dallanma durumlarına göre düzenli ve düzensiz sıkı bağ doku diye ikiye ayrılır.
Sıkı bağlantı : Hücreler arası alanın kapanacak biçimde birbirleriyle kaynaşması, örtü ve bez epitelini oluşturan hücrelerin üst yüzeylerine yakın olarak hücreleri kuşak veya halka biçiminde sarılmasıyla oluşan hücre bağlantı türü, zonula okludens. Komşu hücrelerin dış zarları düğmecik biçiminde yer yer birbirleriyle birleşerek yüzeyden hücre içerisine geçişler engellenir.
Sıkı denetimci : Sansürcü.
Sıkı denetimcilik : Sansürcülük.
Sıkı fıkılık : Sıkı fıkı olma durumu. İlgili cümle: "Devlet ileri gelenleriyle hoş geçinmek alışkanlığında olduğundan sıkı fıkılık politikası güdermiş." S. Birsel.
Sıkı geçerli önerme : Geçerli tasımsal önerme.
Sıkı geçme : Bir dingil ya da çubuğu daba küçük çaplı bir delik ya da yuvaya zorla sokarak elde edilen bağlantı.
Sıkı ile ilgili Cümleler
- Sıkı bir pazarlığa girişiyorsun.
- Güvenlik son derece sıkıydı.
- Sıkı bir diyet takip etmek önemlidir.
- Sıkı çalış!
- Sıkı bir tokalaşmayla ayrıldılar.
- Sıkı bir kemer kan dolaşımını engeller.
- Sıkı bir savaş yaptık.
- Güvenlik çok sıkıydı.
- Ali çok sıkı çalıştı ve çok para kazandı.
- Sıkı bir gemi işletiyorum.
- Sen benim canımı sıkıyorsun.
- Alice nehir kıyısında kız kardeşinin yanında oturmaktan sıkılmaya başlamıştı ve yapacak da bir şeyi olmadığından bir iki kez kız kardeşinin okuduğu kitaba çaktırmadan bakıverdi fakat kitapta resim ya da diyalog yoktu, Alice de "resimsiz ve diyalogsuz bir kitap ne işe yarar" diye kendi kendine düşündü.
- Bu can sıkıcı olabilir.
- Kalma korkusuyla sıkı çalışıyor.
Diğer dillerde Sıkı anlamı nedir?
İngilizce'de Sıkı ne demek? : [Shiki, Saitama] adj. close, tight, firm, fast, compact, strict, clinging, close bodied, foursquare, gross, hard, iron, rigorous, serried, strait, stringent, sure
adv. hard, foursquare
n. close fitting
Fransızca'da Sıkı : serré/e, étroit/e, rigoureux/euse, austère, compact/e, strict/e
Almanca'da Sıkı : adj. dickflüssig, krampfhaft, nagelfest
Rusça'da Sıkı : n. стесненность (F), строгость (F), пыж (M)
adj. тесный, узкий, близкий, тугой, строгий, жесткий
adv. тесно

Bu kısımda Sıkı nedir? Sıkı ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Sıkı tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Sıkı hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.