Yaka nedir, Yaka ne demek

"Yaka" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Sokağın karşı yakasına geçtiler." - M. Ş. Esendal
  • "Paltosunun yakasını kaldırıp tenha caddeyi tutturdu." - Y. K. Karaosmanoğlu

Yerel Türkçe anlamı:

Kadın memesi.

Sırt, bayır.

Yaka, boğaz

Çeşitli otlardan, nesnelerden yapılarak, ağrıyan, hasta organ üstüne konulan bir em.

Yan, yön.

Taraf, yan

Yön, yan.

Kıyı.

Semt.

Kıyı.

Biyoloji'deki anlamı:

Yaka şekline benzer yapılar.

Yarım kordalılarda üç kısımdan oluşan vücudun orta bölgesi.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Kayığın kenar ağacı. (Gençali *Senirkent -Isparta)

Kağnı boyunduruğunda, boyunduruğun öküzlerin ense kısımlarına gelen kısımları. (*İspir -Erzurum)

İngilizce'de Yaka ne demek? Yaka ingilizcesi nedir?:

collar

Osmanlıca Yaka ne demek? Yaka Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

sâhil (nehir veya gölde)

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

İstanbul şehri, Teke bucağına bağlı bir bölge. Afyon ilinde, Başmakçı belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Kastamonu ili, Akkaya bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

 

Yaka anlamı, tanımı:

Yaka ısırmak : Şaşırarak "Allah esirgesin" demek.

Yaka silkmek : Bıkmak, usanmak.

Yakadan atmak : Savıp kurtulmak.

Yakadan geçirmek : Evlatlığa kabul etmek.

Yakası açılmadık : Söylenmesinden kaçınılan (söz, sövgü veya açık saçık nükte).

Yakasına asılmak : Hesap sormak veya bir şey istemek için tutup bırakmamak.

Yakasına çökmek : Zorlamak, baskı yapmak.

Yakasına sarılmak : İstediği şeyi almak veya dövüşmek için birini bırakmamak, zorlamak.

Yakasını bırakmamak : Bezdirecek kadar üstüne düşmek, rahat vermemek, ısrar etmek.

Yakasını kaptırmak : Bir şeyin, bir kimsenin etkisinden kendisini kurtaramamak.

Yakayı ele vermek : Kaçamayarak ele geçmek, yakalanmak.

Yakayı kurtarmak : Bir işten kurtulmak.

Yaka kartı : Kurum ve kuruluşlara dışarıdan gelen kimselerin ziyaretçi olduğunu veya kurum içinde görevli personelin kimliğini göstermek için yakaya takılan resmî kart.

Yaka paça : Zorla, isteği dışında.

Balıkçı yaka : Kazaklarda boynu saran ve katlanabilen yaka.

Bisiklet yaka : Kazak ve süveterlerde bulunan yuvarlak yaka.

Degaje yaka : Dökümlü, hafif açık, serbest yaka.

 

Haydari yaka : Yelek, hırka vb. giysilerin açık V harfi biçimindeki yakası.

Karayaka : Doğu Karadeniz kıyı bölgesinde yetişen, uzun kuyruklu, beyaz renkli bir tür koyun.

Kayık yaka : Açıklığı omuzlara doğru olan, oval yaka.

Sosis yaka : Örüldükten sonra dışarıya doğru kıvrılan ve sosis biçimini andıran yaka.

Şapşal yaka : Dökümlü ve geniş yaka.

V yaka : "V" harfi biçiminde olan yaka.

Yaka bir tarafta paça bir tarafta : Kılığı kıyafeti dağınık bir durumda.

Yaka paça etmek : Hiçbir itiraz dinlemeden ve zorla, apar topar götürmek.

Yakacak : Odun, kömür gibi ısı sağlamak amacıyla yakılan madde, mahrukat.

Yakakent : Samsun iline bağlı ilçelerden biri.

Yakalama : Yakalamak işi. Sanığın yargıç kararı olmaksızın hürriyetinin kısıtlanmasını doğuran koruma önlemi.

Yakalamak : Bir kimseyi hoşa gitmeyecek bir durumda bulmak, bir kimsenin suçu ortaya çıkmak. Bir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak. Kaçan kimseyi ele geçirmek, derdest etmek. Arayarak veya rastlantı sonucu bulup bağlantı kurmak. Avlamak, tuzakla ele geçirmek. Söz, bakış veya işareti fark etmek. Bir kimsenin gitmesini engellemek, durdurmak. Aynı düzeye gelmek. Tutturmak. Birdenbire etkisi altına almak.

Yakalanış : Yakalanma işi.

Yakalanma : Yakalanmak işi.

Yakalanmak : Karşılaşmak istenilmeyen birine veya kötü bir duruma tutulmak. Birinin kendisini zor duruma düşürecek bir şeyi, bir suçu ortaya çıkmak. Yakalama işi yapılmak, ele geçirilmek. Bir hastalığa tutulmak.

Yakalatma : Yakalatmak işi.

Yakalatmak : Yakalanmasını sağlamak.

Yakalı : Herhangi bir biçimde yakası olan. Boynu üzerinde manto yakasına benzeyen tüyleri bulunan bir tür güvercin.

Yakalı kamçılılar : Denizlerde veya tatlı sularda yaşayan kamçılı, bir hücreli hayvanlar familyası.

Yakalık : Yaka yapılmaya uygun olan şey. Erkek gömleklerinin üzerine takılan eğreti yaka. İlköğretim öğrencilerinin önlüklerinin üzerine taktıkları yaka.

Yakalıklı : Yakalığı olan.

Yakalıksız : Yakalığı olmayan.

Yakamoz : Denizde balıkların veya küreklerin kımıldanışıyla oluşan parıltı. Biyolojik ışık üretme özelliğine sahip, akıntı ve rüzgârlarla sürüklenen ve bir şeye dokunduğunda ışık veren deniz hayvanı.

Yakamoz olmak : Gizlendiği yer belli olmak.

Yakamozlanma : Yakamozlanmak işi.

Yakamozlanmak : Denizde yakamozlar oluşmak.

Yakan top : Birkaç kişilik iki takım arasında bir el topuyla oynanan ve topu karşı takım oyuncusuna vurma temeline dayanan bir oyun türü.

Yakarca : Tatarcık.

Yakarı : Yakarış.

Yakarış : Tanrı'dan bir şey dilemek amacıyla söylenen söz, dua, münacat. Yakarma işi, yakarı.

Yakarma : Yakarmak işi.

Yakarmak : Israrlı bir biçimde istemek, yalvarmak. Tanrı'ya içten yalvararak dua etmek, niyaz etmek.

Yakasız : Yakası olmayan.

Yakasız gömlek : Kefen.

Yakasız mintan : Kefen.

Yakaza : Uyanıklık.

Ahirette on parmağı yakasında olmak : Kendisine karşı sorumlu olan kimseden ahirette hesap sormak.

Altın yakalı : Bilgiye sahip olan, bilgisini istediği gibi kullanabilen, çok aranan niteliklere sahip, genellikle de elli beş yaşının üstünde olan çalışan.

Ateş düştüğü yeri yakar : "bir acıyı onu çekenden başkası tam anlayamaz veya aynı ölçüde üzülemez" anlamında kullanılan bir söz.

Ateş olsa cirmi kadar yer yakar : Hasmın pek önemsenmediğini anlatan bir söz.

Az ateş çok odunu yakar : "az sayıda kötü insan, çok sayıda iyi insanın başını belaya sokabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Beyaz yakalı : Üretim sürecinde bedensel gücüyle çalışmayıp düşünsel etkinlikte bulunan, maaş veya ücret karşılığında çalışan memur, teknik personel.

Bir sıçrarsın çekirge iki sıçrarsın çekirge sonunda yakalanırsın çekirge : "birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çıkarak yapanı kötü bir duruma düşürür, suçlu cezasız kalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Bir yakadan baş çıkarmak : Bir çatı altında dirlik düzenlik içinde yaşamak.

Burnundan yakalamak : Birini yönetimi altına almak, kaçamak bulamayacağı duruma getirmek.

Can damarından yakalamak : Birinin en zayıf noktasından yararlanmak. konuya en önemli yerinden yaklaşmak.

Çelik yakalı : Üretim sürecinde kullanılan robot.

Dışı eli yakar içi beni yakar : "görünüşe aldanmamalı" anlamında kullanılan bir söz.

Fenersiz yakalanmak : Beklenmedik bir zamanda istenmeyen bir durumla karşılaşmak.

Frikik yakalamak : Bilerek veya bilmeyerek gereğinden fazla açılmış olan göğüs, bacak gibi vücudun belirli bölümlerini görmek.

Gagasından yakalamak : Bir kimseyi karşı koyamayacak duruma getirmek.

Gündüzün mum yakan geceleyin bulamaz : "her şey gerektiği yerde ve zamanda harcanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Harman yakarım diyen orağa yetişmemiş : "başkasına kötülük yapmayı tasarlayan kimse, kötülüğünü yapmaya fırsat bulmadan cezasını görür" anlamında kullanılan bir söz.

Hazırlıksız yakalanmak : Ani gelişen bir olayla beklenmedik bir biçimde karşılaşmak.

İçi beni yakar dışı eli yakar : "dış görünüşü ile başkalarının hoşuna giden bir şeyin veya durumun gerçekte kötü yönleri olabilir" anlamında kullanılan bir söz.

İki eli yakasında olmak : Kıyamette ondan davacı olmak.

İki yakası bir araya gelmemek : Geçim sıkıntısından bir türlü kurtulamamak, borçtan kurtulamamak.

İki yakasını bir araya getirememek : Maddi sıkıntıdan kurtulup rahata erememek.

Kelepir yakalamak : Bir şeyi çok ucuza almak.

Kıskıvrak yakalamak : Tamamen etkisi altında kalmak, bir şeyle sürekli meşgul olmak. kurtulamayacak veya çözülemeyecek biçimde tutmak, sımsıkı tutmak.

Mavi yakalı : Üretim sürecine bedensel gücüyle katılarak maaş veya ücret karşılığı çalışan kişi.

Pembe yakalı : Üretim sürecine bedensel gücüyle katılan kadın işçi.

Suçüstü yakalamak : Suç işleyeni suçu işlediği sırada veya hareketinden çok az önce yakalamak.

Yalanını yakalamak : Bir kimsenin yalan söylediğini anlamak.

Yalvar yakar olmak : Çok yalvarmak.

Yalvarıp yakarmak : Çok yalvarmak.

Yalvarış yakarış : Çok yalvarma, rica ile isteme.

Yere bakan yürek yakan : "uysal ve uslu göründüğü hâlde sinsice kötülük yapan" anlamında kullanılan bir söz.

Yeşil yakalı : Ekonominin çevreyle ilgili kesimlerinde çalışan işçi.

Zayıf yerinden yakalamak : Güçsüz, eksik ve yanlış bir tutum ve davranışı yüzünden zor durumda bırakmak.

Giysi : Her türlü giyim eşyası, giyecek, elbise, kıyafet, esvap, libas, urba.

Boyna : Sandalı kıçtan yürüten kısa kürek, boyana.

Bölüm : Çağ, devir. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon.

Türlü : Çok çeşitli özellikleri olan, çeşit çeşit, muhtelif. Çeşitli sebzelerle pişirilen yemek.

Biçim : Yakışık alan şekil, uygun şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Tarz. Herhangi bir şeyin benzeri. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Biçme işi. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format.

Parça : Müzik eseri. Pasaj. Nesne. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Güzel, alımlı kız veya kadın. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Tane.

Kıyı : Sahil. Issız, tenha yer. Kenar, periferi. Kara ile suyun birleştiği yer.

Kenar : Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka. Yan. Bir şeyi çevreleyen çizgi. Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri. Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer. Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri.

Taraf : Yöre, yer. Yön, yan, doğrultu. Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi. Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri. Bir şeyin belli bölümü, kısmı. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri.

Eğik : Bükülmüş. Dik veya paralel olmayan doğru. Yatay bir çizgi veya düzlemle açı oluşturacak biçimde olan, yalman, mail, şev. Eğilmiş olan, dik veya düz olmayan.

Yerey : Yer kabuğunun oluşumu bakımından ele alınan herhangi bir parçası. Arazi.

Semt : Yan, taraf, cihet, yön. Şehirde yerleşim bölgesi, yaka.

Sahil : Karanın deniz, göl, ırmak boyunca uzanan bölümü, kıyı, yaka, yalı.

Ve : İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz. Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu.

Yaka bir tarafta, paça bir tarafta : kılığı kıyafeti dağınık bir durumda.

Yaka olmak : Çocuk birinin yanından ayrılmamak: Aman bu çocukta yaka oldu be!. .

Yaka paça etmek : hiçbir itiraz dinlemeden ve zorla, apar topar götürmek.

Yaka sestopları : Konuşanın yakasına ya da mendi cebine yerleştirilebilen çok ufak sestoplar.

Yaka vermek : Kadın, erkeğe teslim olmak.

Yaka yakaya : Karşı karşıya.

Yaka yakaya olmak : Boğaz boğaza gelmek, yaka paça olmak.

Yakaafşar : Isparta kenti, Aksu ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Yakabağ : Muğla kenti, Eşen nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Yakabaşı : Düzce ili, Gümüşova belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Kastamonu ili, Abana ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Yaka ile ilgili Cümleler

  • Yakacağı olmayan insanın en kıymetli eşyası odun ve kömürdür.
  • Yakacak bir şey yoktu.
  • O, topu yakaladı.
  • Ali uçağını yakalamak için bol zamanı olduğunu düşünüyordu ama o yalnızca ucu ucuna yetişti.
  • Dün akşam eve giderken bir sağanağa yakalandım.
  • Yaka kartım açık olsa ne olur gizli olsa ne olur?
  • Yakacak odun için sandalyeyi kırdı.
  • Onlar topu yakaladı.
  • Onlara seni yakalamalarına izin veremem.
  • Yaka onun boynunu yıprattı.
  • Yakala onu!
  • Polis en sonunda Tom'u yakaladı.
  • Yakala!
  • Hırsızların yakalandığına sevindim.

Diğer dillerde Yaka anlamı nedir?

İngilizce'de Yaka ne demek? : [Yaka] n. collar, collaret, collarette, dickey, dicky, flange, neck

v. bite, burn, cauterize, fire, flash, ignite, incinerate, kindle, light, light up, turn on, scathe, scorch, sear, set on fire

Fransızca'da Yaka : col [le], rive [la]

Almanca'da Yaka : n. Bündchen, Kragen

Rusça'da Yaka : n. воротник (M), ворот (M), воротничок (M), шиворот (M), петлица (F), берег (M), сторона (F)

adj. береговой