Öncülü nedir, Öncülü ne demek

Öncülü; Yerleşim Merkezi olarak kullanılan bir sözcüktür.

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Önce gelen, birinci, başta giden.

Önce.

Gezilecek Görülecek bir yer olarak anlamı:

Diyarbakır şehrinde, Çınar ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Öncülü ile ilgili Cümleler

  • Grup yürüyüşe öncülük edecek bir rehber kiraladı.
  • Biri öncülük etmeli.
  • Allah'ım, bugün bizi koru ve bize öncülük et!
  • Öncülük edebilirsin.
  • Paracelsus tıpta kimyasal ve mineral kullanımının öncülüğünü yaptı.
  • Tartışmanın öncülü ile aynı fikirde değilim.

Öncülü ile ilgili Atasözü veya Deyim

öncülük etmek : bir işi başlatmak, bir işin başlamasına önayak olmak.

Öncülü tanımı, anlamı

Öncü : Önden gelen, önde olan, artçı karşıtı. Önde gidip haber ulaştıran kimse. Önder, kılavuz. Yürüyüşte kolun ilerisinden giden kıta, pişdar, artçı karşıtı. Bir sanat ve düşünce akımını, çağına göre yeni bir görüşü başlatan kimse veya eser, müjdeci, avangart

Öncül : Önde giden, önde olan, artçıl karşıtı. Bir bilimsel çalışmada işe koyulurken, araştırmaya konu edilmeksizin doğru sayılan önerme. Bir çıkarımın öncüller kümesini oluşturan önermelerden herhangi biri, mukaddem. Bir tasımda sonucu hazırlayan ilk iki önermeden her biri, mukaddem. Kılavuz, öncü.

 

Plazma tromboplastin öncülü : Faktör XI.

Sonucun öncülü : G formülü, F1, F2, ..., Fn formüllerinin bir mantıksal sonucu ise F1, F2, ..., Fn‘lerin her birine G için bir öncül denir.

Öncülük : Öncü olma durumu. Önderlik.

Diyarbakır : Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Yerleşim : Yerleşme, iskân.

Birinci : Bir sayısının sıra sıfatı. Zaman, yer, sıra bakımından başkalarından önce gelen kimse, şey. Sırada, önem sırasında en üstün olan kimse. Ulaşım araçlarında mevki, sınıf.

Merkez : Bir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri. Biçim, tarz. Bir işin öğretildiği yer. Bir kapalı eğrinin veya bazı çokgenlerde köşegenlerin kesişme noktası. Bir dairenin veya bir küre yüzeyinin her noktasından aynı uzaklıkta bulunan iç nokta, özek. Belirli bir yerin ortası. Polis karakolu. Bir işin yoğun olarak yapıldığı yer.

Başta : İlk olarak. Özellikle.

Gelen : Gelme işini yapan (kimse ya da nesne). Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın).

Giden : Çevre, etraf, taraf: Şu gidenlere kurt inmiş. Geçen: Giden ay. İçel ilinde, Çamlıyayla ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Diyar : Ülke. Bazı nitelik veya değerleri taşıyanların çok bulunduğu yer, yurt. Dünya.

Bağlı : Bir bağ ile tutturulmuş olan. Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Kapatılmış olan, kapalı. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek). Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun. Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan. Sınırlanmış, sınırlı.

 

Çınar : İki çeneklilerden, 30 metreye kadar uzayabilen, gövdesi kalın, uzun ömürlü, geniş yapraklı bir ağaç (Platanus). Diyarbakır iline bağlı ilçelerden biri.

Bölge : Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka. Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye.

Çına : Dirsek.

Gide : Koyunları kovalama ünlemi.

Merk : Evlek. Yara ya da çıban yangısı. Bir kabın, borunun içindeki tortu, pas. Tarla içindeki her bir bölüm (Erzincan Merkez).

Biri : Bir tanesi. Bilinmeyen bir kimse.

Diğer dillerde Öncülsüz çıkarım kuralı anlamı nedir?

İngilizce'de Öncülsüz çıkarım kuralı ne demek ? : premiss-free inference rule