Üst nedir, Üst ne demek

  • Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı, üzeri, fevk, alt karşıtı.
  • Sınıflamalarda temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan
  • Bir şeyin dış yüzü, yüzey.
  • Bir şeyin görülen yanı, yüzü.
  • Birine göre yüksek aşamada olan kimse, mafevk.
  • Vücut, beden.
  • Öte, arka.
  • Giyecek, giysi.
  • Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan.
  • Artan, geriye kalan bölüm.

"Üst" ile ilgili cümleler

  • "Ben onu Şehzade Camisi'nin üst yanında, sokak içi, eski ahşap bir evde tanıdım." - Y. Z. Ortaç
  • "Bir liranın üstü olarak uşağın getirdiği yetmiş beş kuruşu masanın üstünden kaldırmaz." - A. Ş. Hisar
  • "Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmelerimi gevşetemiyordum." - R. N. Güntekin
  • "Üst makam. Üst rütbedekiler."
  • "Bu sefer taşın üstünden inip yere oturdu." - M. Ş. Esendal
  • "O günden sonra kapıya diktiği bir bekçiye iş çıkışları işçilerin üstlerini arattı." - L. Tekin
  • "Sonunda, üstlerinin de onayıyla bir sınav yapmaya karar verdi." - İ. O. Anar
  • "Köyün üst tarafında, saman, taş ve yangın arasında, üstü sazlarla örtülmüş bir kulübenin önünde ateş yanıyor." - H. E. Adıvar

Yerel Türkçe anlamı:

Elbise, giysi

Aybaşı (kadınlarda).

Geri kalan, artan.

Kadınlarda aybaşı.

Elbise, üst, üst baş

 

Mal değişiminde, malı daha değerli olanın aldığı para.

Giysi.

[Bakınız: üste]

Bilişim alanındaki terim anlamı:

Burada -

üst'tür.

Bir kayan ayrımlı gösterimde, gerçek sayı elde edilmek üzere, değişmez ayrımlı parça ile çarpılmadan önce, belirtilmemiş kayan ayrım tabanının yükseltileceği gücü gösteren sayıt. örn. 0,0001234 sayısının kayan ayrımlı gösterimi şudur: 0,1234 -

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Bir niceliğin sağ üst köşesine, kaçıncı kuvvete yükseltileceğini göstermek için yazılan sayı.

Hukuki terim anlamı:

amir. ~ yargılık: istinâf mahkemesi.

Matematik terimi olarak kelime anlamı:

Bir simgenin sağ üstünde bulunan sayı. Anlamdaş. güç.

Bilimsel terim anlamı:

Bir koşanın birinci dizesi.

İngilizce'de Üst ne demek? Üst ingilizcesi nedir?:

exponent, parent

Fransızca'da Üst ne demek?:

hyper

Osmanlıca Üst ne demek? Üst Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

ulvı

Üst tanımı, anlamı:

Üstünü görmek : Gebeyken aybaşı olmak.

Üstünüze afiyet : Hastalıktan söz ederken karşısındakinin o hastalığa tutulmaması dileğiyle söylenen söz.

Üst başı : Yukarı yanı, yukarıda olan bölümü.

Üst çıkmak : Yenmek.

Üste çıkmak : Suçlu olduğu hâlde karşısındakini suçlamak. zeytinyağı gibi üste çıkmak.

 

Üstten bakmak : Kibirli, gururlu bir biçimde.

Üstü kalsın : Hesaptan artakalan az miktardaki paranın alınmaması, bahşiş olarak bırakılması sırasında söylenen bir söz.

Üstüme sağlık : Şaşma, şaşkınlık belirtmek için kullanılan bir söz. "Tanrı esirgesin, üstümden uzak olsun" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü. kötü bir durumdan söz ederken konuşanın dinleyene söylediği iyi dilek sözü.

Üstünde durmak : Bir işe önem vermek, bir işle yakından ve sürekli ilgilenmek.

Üstünde hakkı olmak : Birinde emeği, iyiliği, hakkı bulunmak.

Üstünde kalmak : Mal, artırma sonucunda bir kimsenin olmak. suçlanmak.

Üstünden akmak : Bir durumu çok belli olmak.

Üstünden atmak : Bir şeyin kendi üzerinde bıraktığı etkiyi kaldırmak. bir şeyi ödev olarak kabul etmemek.

Üstünden geçmek : Aradan herhangi bir zaman geçmek.

Üstünden kibarlık akmak : Aşırı derecede kibar davranmak.

Üstünden silindir gibi geçmek : Perişan etmek, çok yormak.

Üstüne alınmak : Bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak.

Üstüne almak : Bir işi yapmaya söz vermek, ödev alınmak.

Üstüne atmak : Bir suçu birine yüklemek.

Üstüne basmak : Yerinde bir düşünce ileri sürmek. iyice belirtmek.

Üstüne bir bardak su içmek : Bir işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, o işten vazgeçmek.

Üstüne bir iki güneş doğmak : Sabah yataktan geç kalkmak.

Üstüne çekmek : Kendi üzerine almak, muhatap olmak.

Üstüne çullanmak : Saldırarak üzerine abanmak.

Üstüne düşmek : Bir kimseyle veya bir şeyle çok ilgilenmek.

Üstüne fenalık gelmek : Aşırı derecede sıkılmak, pek bunalmak.

Üstüne geçirmek : Bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak. evlat edinmek.

Üstüne gelmek : Bir şey yapılırken veya konuşulurken çıkagelmek.

Üstüne gitmek : Bir işi yapmak için kişiyi zorlamak. bir şeyi ısrarlı bir biçimde yapmak. üstüne doğru gitmek. bir işe el atmak, karışmak.

Üstüne gül koklamamak : Sevdiği birinden başkasını sevmemek.

Üstüne güneş doğmamak : Güneş doğmadan önce kalkmak.

Üstüne kalmak : Güçlükler birinin omuzlarına yüklenmek.

Üstüne kapanmak : Belli bir işi aralıksız bir biçimde yapmak.

Üstüne koymak : Katmak, eklemek.

Üstüne kuma gelmek : Kocası, başka bir kadın almak.

Üstüne kuş kondurmak : Olağanüstü, o ana kadar görülmemiş bir şey yapmak.

Üstüne olmamak : Daha üstü, iyisi bulunmamak.

Üstüne oturmak : Hakkı yokken bir şeyi kendisine mal etmek.

Üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi : Çok derin bir biçimde. hareketsiz bir biçimde. tembel, uyuşuk, cansız, miskin.

Üstüne perde çekmek : İsteyerek örtmek, gizlemek.

Üstüne sevmek : Birini severken bir başkasını daha sevmek.

Üstüne titremek : Bir şeye veya kimseye sevgi, özen göstermek.

Üstüne toz kondurmamak : Bir şeyin veya bir kimsenin kusurlu olabileceğini kabul etmemek.

Üstüne tuz biber ekmek : Üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak.

Üstüne üstüne gitmek : Çekinmeden sonucu tehlikeli olabilecek bir şeyle uğraşmak, yılmamak.

Üstüne varmak : Bir şey yapmasını baskı yaparak istemek. kadın evli bir erkekle evlenmek. saldırmak.

Üstüne vazife olmamak : Görevi olmamak, o görev kendini ilgilendirmemek.

Üstüne yaptırmak : Bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak.

Üstüne yatmak : Hakkı yokken bir şeyi kendine mal etmek, bir şeyi alıp vermemek.

Üstüne yıkılmak : Yamanmak.

Üstüne yıkmak : Kendisinin de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkalarına yüklemek. kendi suçunu başkasına yüklemek.

Üstüne yok : "bundan daha iyisi olamaz, hepsinden iyisi bu" anlamında kullanılan bir söz.

Üstüne yüklenmek : Saldırmak. ısrar etmek.

Üstüne yürümek : Korkutmak, yıldırmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak.

Üst alize : Alizelere karşıt olarak her iki yarı kürede Ekvator bölgelerinden kutuplara doğru 3-10 kilometre yükseklerde esen yel.

Üst baş : Giyecekler, giysiler, giyim kuşam.

Üst bitken : Başka bir bitkinin üzerinde biten ancak asalak olmayan (bitki), epifit.

Üstçavuş : Orduda astsubaylığın ikinci aşaması olan, çavuşla başçavuş arasındaki görevli.

Üst çene : Mengenenin V biçimli, üzerinde yiv ve setler bulunan çenesi. Çenenin üst bölümü, üst dudağın bulunduğu yöndeki çene.

Üst deri : Yüksek bitkilerde bütün bölümleri sararak onları dış etkilerden koruyan renksiz, saydam, bir hücreli tabaka, epiderm. Deriyi oluşturan iki tabakadan dışta olanı, epiderm.

Üst diş : Üst damak üzerinde sıralanan dişlerin her biri.

Üst dudak : Dudaklardan üstte bulunanı. Eklem bacaklı hayvanlarda ağız parçalarını örten bir uzantı, karından bacaklılarda ağız bölgesinin dış yanı.

Üst geçiş : Bir yıldızın ufuk üzerinde en yüksek noktadan geçiş durumu, yücelim.

Üst geçit : Trafik akışını kesmemek için bir yolun üstünden geçirilen köprü biçiminde üstü açık geçit.

Üst güverte : Gemilerde güvertenin yüksekte kalan bölümü.

Üst insan : Görüş, irade vb. nitelikleri yüksek, yetenek ve erdemleri herkesten üstün olan insan, dâhi.

Üst kat : Bulunulan yere göre bir üst daire ve bölüm.

Üst katman : Toplumun bir bölümü tarafından ulaşılmaz olduğuna inanılan para, bilgi vb. şeylere sahip sınıf.

Üst kurul : Kendilerine bağlı kurum veya kuruluşların yaptıkları işleri denetleyen ve onaylayan üst bir birim.

Üst küme : İçinde bulunulan lig maçlarının bir üst ligi.

Üst perdeden : Yüksekten.

Üst sınıf : Bir üst sınıf veya ileri sınıf. Toplumda sosyal ve ekonomik açıdan ileri düzeyde olan insan topluluğu.

Üstsubay : Binbaşı, yarbay ve albay rütbesindeki subaylara verilen genel ad.

Üst tabaka : İleri gelenler sınıfı.

Üst tarafı : Olup olacağı, sonuç olarak.

Üst üste : Birbirinin üstüne konulmuş bir biçimde. Çok kalabalık, sıkışık. Birbiri arkasından.

Üstyapı : Altyapı üzerinde oluşan kültür, din, sanat, felsefe, bilim, ülkü, siyasal kurumlar gibi toplumsal değerleri içeren genel kavram, altyapı karşıtı. Altyapı üzerine kurulan, oturmaya veya üretime yarayan yapıların tümü. Bir alaşımın mikroskop kullanmadan çıplak gözle incelenen yüzeysel tabakalarından anlaşılabilen genel yapısı. Demir yolculukta toprak düzleme hattının ve köprü, kemer vb. sanat eserlerinin üstünde yapılmış olan ve demir yolu hattının döşenmesini amaçlayan etkinliklerin tümü.

Üstü kapalı : Açık ve kesin olmayan bir biçimde. Açık ve kesin olmayan.

Altüst : Çok karışık ve dağınık.

Akşamüstü : Güneşin battığı sıralarda, akşama doğru, akşam yaklaşırken, akşamüzeri.

Altı üstü : Alt tarafı. Futbol maçında bahse konu olan takımların atacağı üç golün altında kalma veya üstüne çıkma tahminini yapmaya dayanan oyun.

Arkaüstü : Arkası yere gelecek bir biçimde.

Ayaküstü : Kısa sürede, acele olarak, ayaküzeri. Oturmadan, ayakta durarak.

Başüstü : Geminin ön bölümünde çıpanın bulunduğu yer.

Bayramüstü : Bayrama yakın zamanlarda.

Bireyüstü : Genellikle fertlerin çevresini aşan, bireylerin bilincinden bağımsız olan. Tek bir bireyi aşan.

Böbrek üstü bezi : Böbreklerin üstünde bulunan, hormon niteliğinde salgısı olan bez.

Deneyüstü : Deneyle kazanılması imkânsız, akılla ilgili olan bilgi, transandantal.

Dizüstü : Bilgisayarın her türlü donanımı ile küçültülerek taşınabilir duruma getirilmiş biçimi.

Diz üstü : Dizleri yere gelecek biçimde. Boyu dizlerin üst kısmına gelen (etek, pantolon, çorap vb.).

Doğaüstü : Doğa yasalarına uymayan, doğa yasalarıyla açıklanamayan, tabiatüstü.

Duyuüstü : Duyularla verilmeyen. Algılama yoluyla değil, düşünme ile kavranan.

Gerçeküstü : Gerçeği aşan, gerçeğin üstündeki gerçek, sürrealite.

İkindiüstü : İkindiye doğru, ikindiüzeri.

İnsanüstü : İnsan gücünü ve yeteneklerini aşan, fevkalbeşer.

Kalburüstü : Değerli, güzel. Başarılı. Seçkin, sivrilmiş, önde gelen.

Kıçüstü : Kıçı yere gelmiş durumda.

Köprü üstü : Kaptan köşkü.

Lisansüstü eğitim : Lisans eğitimi bittikten sonra yapılmış olan yükseköğretim.

Masaüstü : Bilgisayar açıldığında klasör, program vb. simgeler ile genel görüntülerin yer aldığı çalışma ortamı.

Normalüstü : Olağan dışı.

Olağanüstü : Alışılmıştan, benzerlerinden farklı olan, fevkalade. Harikulade. Beklenmedik bir zamanda yapılan, önceden tasarlanmamış olan, fevkalade.

Öğleüstü : Öğleye yakın zamanda, öğleüzeri.

Partilerüstü : Düşünceleriyle herhangi bir siyasi partinin görüşlerine bağlı olmayan (kimse). İlke açısından hiçbir siyasi partiye bağlı olmaması gereken (konum). Siyasi partilerin savunduğu görüş ve düşüncelerin üzerinde ülke gerçeklerine ve çıkarlarına uygun olarak birleştiricilik, uzlaştırıcılık özelliği olan (görüş, konu veya kimse).

Rüzgarüstü : Orsa, boca karşıtı.

Set üstü ocak : Alt bölümünde fırın yerine bulaşık veya çamaşır makinesi gibi beyaz eşya bulunan ocak.

Sırtüstü : Sırtı yerde olmak üzere.

Suçüstü : Suç işlerken. Birini suç işlerken yakalama, cürmümeşhut, meşhut suç.

Tabiatüstü : Doğaüstü.

Tepe üstü : Trafikte karşı yoldan gelen aracın görülmediği en yüksek nokta. Bir tepenin zirvesi.

Tepeüstü : Baş aşağı.

Yaşamüstü : İnsan ömrünü aşan.

Yer üstü : Yerin yüzeyi üstündeki bölümü.

Yolüstü : Yolun hemen kenarı.

Yüzüstü : Yüzü yere gelecek biçimde, yüzükoyun. Başlanmış fakat tamamlanmamış bir durumda.

Dumanı üstünde : Çok yeni, üzerinden çok zaman geçmemiş. Çok taze (sebze, meyve, yemek vb.). Genç.

Buğusu üstünde : Çok sıcak.

Başüstüne : Bir isteğin, buyruğun hemen yerine getirileceğini bildiren söz, oldu.

Bir : Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Aynı, benzer. Beraber. Ancak, yalnız. Eş, aynı, bir boyda. Sadece. Bir kez. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Tek. Sayıların ilki. Bu sayı kadar olan.

Yanı : "Demek oluyor ki" anlamlarında bir söz. "Sözün kısası, doğrusu" anlamlarında bir söz.

Dış : Bazı top oyunlarında karşı takım oyuncularının vuruşuyla topun kalenin bulunduğu taraftan dışarı çıkması, aut. Yabancı ülkelerle ilgili. Bir konunun kapsamına girmeyen şey. Görülen, içte bulunmayan yüzey. Açık havada geçen sahneleri içine alan çekim. Bireyin ötesinde bir varlığı olan. Herhangi bir cisim veya alanın sınırları içinde bulunmayan yer, hariç, iç karşıtı. Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan. Bir kimsenin görünüşü, durum ve davranışları.

Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.

Giyecek : Giysi.

Giysi : Her türlü giyim eşyası, giyecek, elbise, kıyafet, esvap, libas, urba.

Vücut : İnsan veya hayvan gövdesi, beden. Var olma, varlık.

Beden : Vücudun, baş, kol ve bacak dışında kalan bölümü, gövde. Canlı varlıkların maddi bölümü, vücut. Kale duvarı. Giysilerde ölçü.

Kalan : Kalma işini yapan. Bölme işleminde bölünenden artan sayı. Bir çıkarmanın sonucu. Artan, mütebaki.

Bölüm : Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Çağ, devir.

Öte : Bir şeyin arkadan gelen bölümü. Bulunulan yere göre karşı yanda olan. Daha fazla, çok. Konuşanın temel olarak aldığı bir şeyden daha uzak olan yer veya şey, mavera. Dış.

Arka : Arkada olan, arkada bulunan. Otururken sırtın dayandığı yer. Geçmiş, geride kalmış zaman. Art, peş. Kayıran, destekleyen. İnsanın vücudu, bedeni. Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı, ön karşıtı. Bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi. Geri kalan bölüm.

Üst ağ : Kalenin üst direğinin dip bölümündeki ağa verilen ad.

Üst ağırlığına çıkma : Güreşçinin bulunduğu ağırlıktan bir üst ağırlığa çıkması.

Üst alma : a sayısını (…)kez kendisiyle çarparak (…) ile gösterilen sayıyı oluşturma.

Üst ana toplardamar : Vücudun üst ya da ön bölgesine ait toplardamarların birleşerek meydana getirdiği ve yüreğin sağ kulakçığına kan taşıyan damar. (vena cava superior), (Lat. vena = damar, Lat. cavus = boş, Lat. superior = üst): Vücudun üst (ya da ön) bölgesine ait toplardamarların birleşerek meydana getirdiği bir damar olup sağ kulakçığa açılır.

Üst asma kat : Büyük tiyatro yapılarında tavana yakın, sahneye en uzak olan en ucuz seyir yeri.

Üst balkon : Eski yapı büyük sinema salonlarının en üstünde, bütün balkonlardan sonra yer alan balkon. [Bakınız: galeri]

Üst benlik : (Freud) Ruhsal yaşamın, benlikçe algılanan ana-baba ya da daha kapsamlı olarak toplumun törel ölçü ve değer yargılarından oluşan boyutu. (Benlik ülküleri ve vicdan denen iki bölümü vardır.)

Üst beynit : Burun noktasının alt yakınındaki eşısıl dönüşümler sonucu oluşan beynit fazı.

Üst birikim : Birikim elementinin birikim alanındaki yüzdesinin, alaşımdaki ortalamasından yüksek olduğu birikim.

Üst boşluk : Bir oyuncunun başı ile üst çerçeve çizgisi arasında yer alan boşluk.

Üst ile ilgili Cümleler

  • Ali üst kattan bir gürültü duydu.
  • Ali üst kata geldi.
  • Üst düğmen açılmış.
  • Reçeli üst raftan aşağı al.
  • Her şey alt üst.
  • Üst kat penceresi açıldı.
  • Ben üst katı kontrol ettim. O orada değil.
  • Üst çekmecede bir makas var.

Diğer dillerde Üst anlamı nedir?

İngilizce'de Üst ne demek? : [UST] adj. covering, surface, high, senior, superior, top, upper

n. senior, superior, top

Fransızca'da Üst : supérieur/e

Almanca'da Üst : n. Vorgesetzte

adj. ober, oberst

Rusça'da Üst : n. верх (M), поверхность (F), одежда (F), вид (M), остаток (M)

adj. верхний, другой, старший, вышестоящий