Dakıya tutmak nedir, Dakıya tutmak ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Düğünde gelen hediyeleri gelin veya damadın yanında göstermek.

Dakıya tutmak anlamı, kısaca tanımı

Dakı : Nişan ve düğünde geline takılan ziynet. Düğünde gelen hediye. Söz kesme: Ayşe'ye bir dakı takalım da kimse göz koymasın. Nişan. Gelin evlenmeden bir gün evvel kız evinde yapılan kına töreni ve bu törende gösterilen hediyeler. Koyunlara takılan çıngırağın büyüğü. Nişan ve düğünlerde verilen hediye. Dahi, de. Bundan başka, aynı zamanda, hem de, ve. Başka, diğer. Daha (Sıfatların baında). Daha ziyade, daha çok. Henüz, hâlâ. Sonra, bundan sonra, artık, bir daha. Yine, yine de

Tutma : Tutmak işi. Destekleme. Yanaşma. Bazı takım oyunlarında ayakla veya vücutla karşı takım oyuncusunun hareketine engel olma, markaj.

Tutmak : Elde bulundurmak, ele almak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Ulaşmak, varmak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Bir şey düşünmek. Alacağa ya da vereceğe saymak. Hedef olarak almak. Kapatmak, sarmak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Avlamak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Bırakmamak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Herhangi bir durumda bulundurmak. Beklenen sonucu vermek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Başlamak. Sarmak, bürümek. Denetimi ve yetkisi altına almak. Hizmetine almak veya kiralamak. Yaklaştırmak. Bağlamak. İşgal etmek. Kaplamak. İzlemek. Bir kimsenin yerini almak. Benimsemek, beğenmek. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Sunmak. Kullanmak. Varsaymak, farz etmek. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Ele geçirmek, yakalamak. Sürmek, zaman almak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. İş görebilmek. Uğramak.

 

Göstermek : Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Görünmek, benzemek. Belirtmek, anlatmak. Öğretmek, açıklamak. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Kanıtla inandırmak. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Etmek. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. Sert bir biçimde karşılık vermek.

Gösterme : Göstermek işi. Teşhir, sergileme.

Yanında : Bir şeye, bir kimseye göre, nispetle.

Göster : Gösteriş eyleminin yapılması için kılıçoyunu öğretmenince verilen komut.

Hediye : Armağan. Fiyat.

Gelin : Evlenmek için hazırlanmış, süslenmiş kız veya yeni evlenmiş kadın. Aileye evlenme yoluyla girmiş olan kadın.

Düğün : Evlenme veya sünnet dolayısıyla yapılmış olan tören, eğlence, cemiyet. Bir olayı kutlamak için yapılmış olan büyük eğlence veya tören.

 

Yanın : Gaz tenekesinin yarısı oylumunda bir tahıl ölçeği.

Gelen : Gelme işini yapan (kimse ya da nesne). Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın).

Hedi : Haydi: Hedi sen de gel.

Yanı : Yana, konusunda: Ahmet'ten yanı sana birşey demem. Yani. Yani, bk. yani. Yahni, et yemeği.

Gele : Tavla oyununda elinde kırık taşı bulunan oyuncunun attığı, uygun olmayan zar.

Dama : Karelere ayrılmış zemin üzerinde on altı taşla iki kişi arasında oynanan oyun.

Düğü : Elendikten sonra geriye kalan en ince bulgur. Pirinç.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Geli : Gel. Ardıç ağacının meyvesi. Düğün çağırıcısı.

Diğer dillerde Dakarbazin anlamı nedir?

İngilizce'de Dakarbazin ne demek ? : dacarbazine