Koltuk nedir, Koltuk ne demek
- Omuz başının altında, kolun gövde ile birleştiği yer.
- Yapıcılıkta yan destek.
- Koltuklama ya da koltuklanma.
- Mısır ve buğday fidesinin yanlarından çıkan filizler.
- Yüksek mevki, makam.
- Kenar, tenha yer.
- Demirledikten sonra gemiyi iskeleye, rıhtıma veya başka bir gemiye bağlayan ip

- Kol dayayacak yerleri olan geniş ve rahat sandalye.
- Kayırma, destek.
- Genelev.
- Eski düğünlerde damatla gelinin eve girerken konuklar arasından kol kola geçmeleri töreni.
"Koltuk" ile ilgili cümle
- "O koltuktan hoşlanmaz."
- "Ta yan beline kadar gömüldüğü koltuğunun içinden ileriye doğru uzandı." - Y. K. Karaosmanoğlu
- "Koltuk kavgası."
- "Dayısının koltuğunda sırtı yere gelmez."
- "Babamız, annemizi gelin geldiği ilk gün şu merdivenin alt başında karşılamış, koltuk yapılmıştı." - H. C. Yalçın
- "Burası Mesut Bey adında bir herifin koltuğudur." - H. R. Gürpınar
- "Gazetelerini bir koltuğunun altına koydu, zayıf kollarıyla kutulara sarıldı." - H. E. Adıvar
Yerel Türkçe anlamı:
Fırının köşesi : Benim ekmeğim koltuktan olsun, çünkü pişkin olur.
Gemiyi demirledikten sonra iskeleye, rıhtıma ya da başka bir gemiye bağlayan ip.
Yapılarda duvarların birleştiği yer, köşe.
Küçük oda
Mısır ve buğday fidesinin yanlarında çıkan filizler.
1.bk. koltak.
Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:
Sinemada, oturacak yer birimi olarak kullanılan terim.
Sinemalarda, birinciden sonra salonun arkasına doğru uzanan, bazen lüks koltuk olarak ikinci bir bölünmeye de uğrayan bölüm.
Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:
Topalların yürüyebilmek için kullandıkları koltuk altı deyneği. (İnönü -Eskişehir)
Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:
Bir takımyıldızın adı.
İngilizce'de Koltuk ne demek? Koltuk ingilizcesi nedir?:
seat, pit, cassiopeia, cas (cassiopeia)
Fransızca'da Koltuk ne demek?:
aissel
Osmanlıca Koltuk ne demek? Koltuk Osmanlıca'da ne anlama gelir?:
ıbıt, zât-ül-kürsî, ibt
Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:
Amasya ilinde, Gümüşhacıköy ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Karabük ili, Ovacık ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
Koltuk hakkında bilgiler
Koltuk, insanların üzerine oturup rahatlaması ve yorgunluğunu dindirmesi için tasarlanmış bir eşyadır. Sandalyeden farklı bir yapıdadır. Koltuk, kelime anlamı olarak, ergonomik biçimde oturmayı kolaylaştırması ve kolların dayanması için tasarlanmış yan kısımlara sahip olması nedeniyle, kol kelimesinden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Herkesin evinde bulunan bu eşya, günlük hayatta çok sık kullanılır. İlk insanların da bizim şu anda kullandığımız koltuklar yerine taşlar ve diğer hammaddelerle bu ihtiyacını karşılamış olabileceği düşünülüyor.
Koltuk ile ilgili Cümleler
- Ali arka koltukta bir cüzdan bulduğunu söyledi.
- Tom'un koltuk altı kokusu var.
- Koltuklar müsaitken ayakta durmanın anlamı yok.
- Bu koltuk ayrıldı mı?
- Koltuklar müsait mi?
- Seninle koltukları değiştirmeme izin ver.
- Televizyon seyrederken bu koltukta oturur.
- Koltuk sevdan var; değil mi?
- Ali ve Mary koltukta birbirine çok yakın oturuyordu.
- İyi bir koltuk almak istiyorum bu yüzden erken gelmeyi planlıyorum.
- Koltuk değneklerimin nerede olduğunu bilmiyorum. Onları gördün mü?
- Koltuk değnekli bir genç kız Tom'a nerede yaşadığını sordu.
- Koltuk örtüsüz nasıl görünüyor?
- Koltuk sevdası başkadır.
Koltuk anlamı, kısaca tanımı:
Sandalye : Arkalıklı, kol koyacak yerleri olmayan, bir kişilik oturma eşyası. Makam, koltuk, mevki.
Kola : Kâğıt veya bez yapıştırmakta kullanılan kaynatılmış nişasta bulamacı. Gömlek, örtü vb. şeyleri kolalamakta kullanılan özel nişasta. Kolagillerden, Afrika'nın sıcak bölgelerinde yetişen ve kola cevizi adıyla anılan, çekirdekleri kahveden daha uyarıcı olan bazı içeceklerde ve hekimlikte kullanılan bir bitki (Cola acuminata). Kolalama. Bu bitkinin yaprağından çıkarılan kokulu bir maddeyle kokulandırılan ve içine şeker, karbonat katılarak yapılmış olan içecek.
Koltuk çıkmak : Desteklemek.
Koltuk vermek : Yüzüne karşı övmek, pohpohlamak. koltuklamak.
Koltuğa girmek : Evlenmek.
Koltuğu doldurmak : Aldığı görevi tam olarak başarabilecek yetenekte bulunmak.
Koltuğuna girmek : Koltuğunun altına sığınmak.
Koltuğunun altına sığınmak : Birinin koruyuculuğuna sığınmak.
Koltukları kabarmak : Kendine veya yakınlarına yapılmış olan övgüden kıvanç duymak.
Koltukta olmak : Başkasının konuğu olup kendi masraf etmemek.
Koltuk altı : Kolun omuzla birleştiği yerin altındaki çukurluk. Kayırma.
Koltukbaşı : Otomobillerde koltuğun sırt bölümünün üstüne takılan ve ani darbelerde boynun veya başın zarar görmesini önleyen başlık.
Koltuk değneği : Başkalarına destek olan kişi. Ayak ve bacakları sakat olanların yürürken koltuklarıyla dayandıkları uzun değnek.
Koltuk düşkünü : Mesleğinden veya yaptığı işten çok, bulunduğu makamı gözeten (kimse).
Koltuk gözü : Sürgün ve genç dalların yaprak saplarının koltuğunda bulunan tomurcuk.
Koltuk kapısı : Evlerde büyük kapıdan başka küçük hizmet kapısı.
Koltuk kavgası : Bir makama oturmak için kişilerin birbirleriyle yaptıkları mücadele.
Koltuk meyhanesi : İşlek semtlerde, yol üzerinde bulunan, az mezeyle ayaküstü içki içilen ucuz meyhane.
Koltuk takımı : Üçlü, ikili ve tekli oturma birimleri olan mobilya takımı.
Lüks koltuk : Salonun arka ve yan taraflarında özel bölmelerde yer alan ve ücreti farklı olan koltuk.
Tekerlekli koltuk : Tekerlekli sandalye.
Yatar koltuk : Taşıtlarda kullanılan, gerektiğinde arkalığı geriye doğru yatan koltuk, pulman.
Berber koltuğu : Berber dükkânında bulunan, hareketli, oynar başlıklı özel koltuk.
Dişçi koltuğu : Diş hekimi muayenehanesinde bulunan, aşağı, yukarı ve geriye hareket eden, birtakım donanımlara sahip özel koltuk.
Köşe koltuğu : Odanın veya salonun köşesini kaplayan koltuk.
Şoför koltuğu : Taşıtlarda sürücünün oturduğu ön koltuk.
Koltuk değneği olmak : Birine, yaptığı uygunsuz işlerde destek sağlamak.
Koltukçu : Düğünlerde ev düzenlenmesine yardım edip gelinle damada destek olan kimse. Eski ev eşyası alıp satan kimse. Koltuk meyhanesi işleten kimse. Koltuğunun altına elbise ve halı atıp sokak sokak dolaştırarak satan kimse. Koltuk yapan veya satan kimse. Yüze karşı övmeyi huy edinmiş kimse.
Koltukçuluk : Yüze karşı övmeyi huy edinme. Koltukçunun yaptığı iş.
Koltuklamak : Koltuğu altına almak. Kıvanç verecek biçimde övmek, koltuklarını kabartacak sözler söylemek, pohpohlamak. Koltuğa girmek.
Koltuklanma : Koltuklanmak işi.
Koltuklanmak : Övücü sözlerle koltukları kabartılmak, pohpohlanmak.
Koltuklu : Kol dayayacak yeri olan.
Koltukluk : Koltuk yapmaya ve kaplamaya elverişli olan (kumaş). Giysinin terden lekelenmemesi için koltuk altına içten dikilen parça, subra.
Kelle koltukta gezmek : Gözünü budaktan esirgememek.
Omuz : Boynun iki yanında, kolların gövdeye bağlandığı bölüm.
Altın : Altından yapılmış sikke. Üstün nitelikli, değerli. Bu elementten yapılmış. Atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,9 olan, 1064 °C'de eriyen, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz element, zer (simgesi Au).
Gövde : Hayvanlarda baş, ayak ve kuyruktan geri kalan bölüm. Ağaç ve bitkilerin dallarının dışında kalan ana bölümü. Ad ve fiil köklerinden yapım ekleriyle türetilmiş kelime. Kesilmiş hayvanın, sakatatı alındıktan sonraki durumu. İnsan bedeninde baş, kol ve bacaklar dışında kalan bölüm. Bir şeyin asıl bölümü.
Geniş : Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat. Bol (elbise). Alanı büyük olan, makro, dar karşıtı. Çok. Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın, makro. Eni çok olan, enli, vâsi.
Düğün : Evlenme veya sünnet dolayısıyla yapılmış olan tören, eğlence, cemiyet. Bir olayı kutlamak için yapılmış olan büyük eğlence veya tören.
Damat : Evlenmekte olan bir erkeğe, evlenme töreni sırasında verilen ad, güveyi. Padişah soyundan kız almış olan kimse. Bir kızın ailesinden olan büyüklere göre kızın kocası, güveyi.
Konuk : Bir yere veya birinin evine kısa bir süre kalmak için gelen kimse, misafir, mihman. Konakçının üzerindeki asalak.
İnsan : Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Âdemoğlu, âdem evladı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse).
Yan : Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri. Üstte, altta, arkada veya önde olmayan. İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri. Birlikte, beraberinde olma. Tali. Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü, profil. İkinci derece olan. Yer. Sağ ve solun ortak adı, yön, taraf, cihet. Futbol veya hentbolda, topun, alanın yan çizgileri dışına çıkması, taç. Bir tarafa yönelerek. Üst. Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri.
Destek : Bir vektörü taşıyan sonsuz doğru. Yardım. Üzerine bir şey oturtmaya, tutturmaya, koymaya yarar araç, bindi, hamil. Bir birlik için sağlanan yardım veya koruma. Kredi işlemlerinde her an sarf edilebilecek kredi. Bir şeyin yıkılmaması için konulan eğik veya düz dayak, payanda. Maddi ve manevi yardımcı, dayanak.
Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.
Kayırma : Kayırmak işi, iltimas.
Yüksek : Güçlü, şiddetli. Erdemli, faziletli. Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan. Normal değerlerin üstünde olan. Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan, alçak karşıtı. Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan. Etkili. Derece veya makamı bakımından üstün. Yukarıda, üst tarafta olan yer.
Mevki : Durum. Makam. Yer, mahal. Bazı ulaşım araçlarında yolculara veya tiyatro, sinema vb. yerlerde seyircilere sağlanan konfora ve bilet ücretlerine göre düzenlenmiş yer.
Makam : Klasik Türk müziğinde bir müzik parçası veya şarkının işleniş biçimi. Mevki, kat, yer.
Genelev : Genel kadınların erkek kabul ettikleri yer, aşağı mahalle, kırmızıfener, koltuk, kerhane, umumhane.
Kenar : Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri. Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer. Bir şeyi çevreleyen çizgi. Yan. Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri. Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka.
Tenha : Issız. Yalnız, tek. Kalabalık olmayan.
Yer : Ülke. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Önem. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Gezinilen, ayakla basılan taban. Durum, konum. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Görev, makam. İz. Durum, konum, vaziyet. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Yerküre.
Koltuk altı atardamarı : A. subclavia'nın, a. thoracica externa'yı da verdikten sonraki devamı durumunda olan ve ön bacağın vaskularizasyonundan sorumlu atardamar, arterya aksillaris.
Koltuk altı siniri : Plexus brachialis'in orta kısmında yer alan ve kürek kemiğinin arka kısmına doğru seyreden sinir, nervus aksillaris.
Koltuk altı toplardamarı : İlk kaburganın ön kenarında v. subclavia'ya açılan ve aynı adlı atardamarla seyreden toplardamar, vena aksillaris.
Koltuk ardası : Tornacıların kullandıkları bir çeşit araç.
Koltuk biçimi : Çevrimsel bir özdeciğin bir ucu yukarı, bir ucu aşağı kıvrık biçimine verilen ad.
Koltuk bölgesi : (biyoloji)
Koltuk çıbanı : Koltuk altında çıkan köpek memesi denilen çıban.
Koltuk eten düzeni : (botanik)
Koltuk kaması : Bir kayışla omuza asılan, kın içerisinde koltuk altında taşınan büyücek kama.
Koltuk kovaltmak : Yaptığı suçu görmemezlikten gelmek.
Diğer dillerde Koltuk anlamı nedir?
İngilizce'de Koltuk ne demek? : n. seat, armchair, chair, stall, elbow chair
Fransızca'da Koltuk : fauteuil [le]; stalle [la]
Almanca'da Koltuk : n. Achsel, Chaise, Fauteuil, Sessel, Sitzplatz, Sperrsitz
Rusça'da Koltuk : n. подмышка (F), кресло (N), подлокотник (M), ларек (M)
npr. Кассиопея {астр.} (F)

Bu kısımda Koltuk nedir? Koltuk ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Koltuk tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Koltuk hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.