Uçmak nedir, Uçmak ne demek

Uçmak; bir din b. terimidir.

"Uçmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bizim kitaplar uçmuş."
  • "Yarın İstanbul'a uçuyorum."
  • "Bu gece tahta perde uçmuş."
  • "Biraz havalanıp bir başka kayaya kadar uçtu." - S. F. Abasıyanık
  • "Hele bir asfalta çıkalım görürsünüz bey, derdi. Uçar bu bizim külüstür." - R. N. Güntekin
  • "Rengi birdenbire uçtu." - P. Safa
  • "Elleri trençkotunun cebinde, gözlerini karşı kıyıya dikmiş, saçları savrulurcasına geriye uçuyor." - A. İlhan
  • "Bütün kararları uçmuştu. Yüzünde iradesiz hatlar belirdi." - S. F. Abasıyanık
  • "Sakalı yeni çıkmış, yüzünde çocukça ifadeler uçuyordu." - S. F. Abasıyanık
 

Yerel Türkçe anlamı:

Yapı, duvar ve benzeri göçmek, çökmek, yıkılmak.

Bir şeyi çok isteyerek, sevinerek yapmak, yapmaya ivmek

Yar, uçurum.

Çok üşümek.

Diğer sözlük anlamları:

Cennet.

Uçmak isminin anlamı, Uçmak ne demek:

Kız ismi olarak; Cennet. Yar, uçurum. Erkek ismi olarak; Cennet. Yar, uçurum.

Uçmak hakkında bilgiler

[Bakınız: uçma]

Uçmak anlamı, tanımı:

Uçan kuşa borcu olmak : Pek çok kişiye borçlu olmak.

Uçan kuştan medet ummak : Çok sıkıntıda kalıp en ufak bir yardımın herhangi bir yerden gelmesini beklemek, sıkıntılı bir durumdan kurtulmak için her türlü çareye başvurmak.

Uçup gitmek : Kaybolmak, yok olmak.

Uçan daire : Ne olduğu, nereden geldiği bilinmeyen, başka gezegenlerden uçup gelerek dünyamızda görüldüğü sanılan, yassı biçimli uçan araç.

Uçankale : Stratejik amaçlarla İkinci Dünya Savaşı'nda kullanılmış olan Amerikan ağır bombardıman uçağı.

Uçan top : Voleybol.

Uçuç böceği : Uğur böceği.

Uçtuuçtu : Birkaç kişi arasında oynanan ve uçmayan şeyleri de uçar gibi göstererek şaşırtma temeline dayanan bir çocuk oyunu.

Alçaktan uçmak : Atılan palavra düzeyi az olmak.

Benzi uçmak : Yüzü sararmak.

Göklere uçmak : Çok sevinmek.

Havalara uçmak : Çok sevinmek.

Havaya uçmak : Patlama dolayısıyla zarar görmek. havaya gitmek.

Kendi kanatlarıyla uçmak : Hiç kimsenin desteği veya yardımı olmaksızın yaşamak veya bir işi olumlu sonuca ulaştırmak.

Sevinçten uçmak : Çok sevinmek.

Yüksekten uçmak : Yükseklerde dolaşmak. palavra atmak, çok abartmak.

Kanatlı : Kanadı olan.

Böcek : Istakoza benzer, uzunluğu 30-40 santimetre kadar olan, sarı renkli, kısa kıskaçlı, yenilen bir deniz hayvanı. Eklem bacaklıların, altı bacaklı, çoğu kanatlı ve vücutları baş, göğüs, karın olarak eklemlerden oluşmuş hayvan sınıfı, haşere. Kelebek, kurt ve tırtılın dışında kalan küçük hayvancıklar.

 

Hareketli : Canlı, kıpırdak. Hareketi olan, yer değiştirebilen, devingen, müteharrik, mobilize.

Kanat : Fırıldak biçiminde olan şeylerde kol. Kuşlarda ve böceklerde uçmayı sağlayan organ. Balıklarda yüzgeç. Angıç. Meclis, parti vb. topluluklarda düşünce yönünden özellik gösteren taraflardan her biri. Savaş düzenindeki ordunun iki yanından her biri, cenah. Kapı, pencere, dolap gibi dikine açılıp kapanan şeylerin kapağı. Bir uçağın havada durmasını sağlayan taşıyıcı aerodinamik güçlerin etkilediği yatay yüzey. Yan, taraf. Futbol, hentbol vb. takım oyunlarında hücum hattının sağ ve sol bölümü.

Yardım : Bağış, iane. Bir ülkeye bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri. İşlerin daha etkin ve verimli olabilmesi için sağlanan katkı, destek. Etki. Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet.

Hava : Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Tarz, üslup. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Gökyüzü. Çekicilik. Müzik parçalarında tür. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Keyif, âlem. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Esinti. Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Çevreyi kuşatan boşluk.

Düşme : Düşmek işi.

Rengi solmak : Rengi atmak. yüz, hastalık sebebiyle beyazlaşmak.

Solmak : Tazeliğini, diriliğini veya parlaklığını yitirmek. Rengini yitirmek, rengi uçmak.

Yüksek : Etkili. Derece veya makamı bakımından üstün. Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan, alçak karşıtı. Yukarıda, üst tarafta olan yer. Normal değerlerin üstünde olan. Güçlü, şiddetli. Erdemli, faziletli. Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan. Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan.

Düşmek : Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak. Vakti gelmeden ölü doğmak. Vurmak, değmek, rastlamak. Kötü yola girmek. Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak. Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak. Yere devrilmek, yere serilmek. Düşkünleşmek. Bulunmak. Olmak, olumsuz bir duruma girmek. Yakışmak, uygun gelmek. İşbaşından uzaklaşmak. Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak. Hızı, gücü, değeri azalmak. Eksilmek. Yakışık almak. Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak. Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek. Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak. Alışmak, müptela olmak. Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek. Belirli zamana rastlamak. Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek. Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil. Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak. Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak. Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak. Bayağılaşmak. Aşırı ilgi veya sevgi göstermek. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak. Fırsat çıkmak. Yağmak. Uğramak, kapılmak.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Yuvarlanmak : Dökülerek düşmek. Kendi üzerinde dönerek hareket etmek. Devrilmek, düşmek. Ansızın, beklenmedik bir zamanda ölmek. Gitmek.

Belirmek : İyice görünür ve anlaşılır bir durum almak, tebarüz etmek. Bir düşünce veya durum kesin bir biçim almak, tebellür etmek. Önce belli veya görünür olmayan bir şey ortaya çıkmak, tezahür etmek.

Patlayıcı : Patlama özelliği olan (madde).

Madde : Bir cismi oluşturan öge, öz. Para, mal vb. ile ilgili şey. Molekül. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Duyularla algılanabilen nesne. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri.

İle : Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz. Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz. Bazı soyut adlara getirildiğinde "... olarak, ... bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz.

Parçalanmak : Bir işi yapabilmek için kendini sıkıntıya sokacak kadar uğraşıp didinmek. Parçalama işine konu olmak, parçalara ayrılmak, paralanmak. Başkasını mutlu etmek için elden gelen her şeyi yapmak, didinmek.

Uçar : Uçan, uçucu.

Gibi : -e benzer. -e yakışır biçimde. O anda, tam o sırada, hemen arkasından. İmişçesine, benzer biçimde.

Dalgalanmak : Üzerinde dalga oluşmak. Hareketli olmak, kıpırdamak. Renk, ton değiştirmek. Tutarlı olamamak, tutarlı davranışlarda bulunamamak.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Hızlı : Güç kullanarak. Çabucak. Uçarı, çapkın, hovarda. Çabuk, seri, süratli.

Gitmek : Bir yerden veya bir işten ayrılmak. Başvurmak, yapmak. Çıkmak, ulaşmak. Tüketilmek, harcanmak. Yakışmak, yaraşmak. Değerlendirmek, saymak, karşılamak. Dayanmak. Yürümek, yol almak. Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak. Bir şey zarar görmüş olmak. Geçmek. Makine, işlemek, çalışmak. Sürmek, devam etmek. Yapmak. Yeter olmak, yetmek, yetişmek. Herhangi bir durumda olmak. Ölmek. Satılmak. Bir yere doğru yönelmek. Götürülmek, gönderilmek. Yok olmak, elden çıkmak. Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak.

Yok : Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz. Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.), var karşıtı. "Hayır" anlamında kullanılan bir söz. Olmayan, bulunmayan şey. Birinin söylediği sözlerden genel olarak kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz. Yasak. Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir.

Olmak : Yol açmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Sürdürmek, yürütmek. Geçmek, tamamlanmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bulunmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Uymak, tam gelmek. Yaklaşmak, gelip çatmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Sarhoş olmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak.

Kaybolmak : Yitmek. Görünür olmaktan çıkmak, görünmez olmak.

Sevinmek : Sevinç duymak.

Gerçek : Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan. Yalan olmayan. Doğruluk. Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan. Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici. Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, özbeöz, hakiki, reel. Temel, başlıca, asıl. Gerçeklik. Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat. Yapay olmayan.

Dalmak : Uyumak. Suyun içine bütün vücuduyla ve hızla girmek. Bir yerin içine girmek. Kendini bilmez duruma gelmek, kendinden geçmek. Güreşte rakibinin belden aşağı bir yerini aniden tutmak. Başka bir şeyle uğraşamayacak veya başka bir şeyi düşünemeyecek biçimde kendini bir şeye kaptırmak.

Aşırılmak : Aşırma işine konu olmak.

Cennet : Herhangi bir şeyden fazlasıyla bulunan yer. Herhangi bir şeyin kolayca yapıldığı yer. Çok güzel, huzur veren (yer). Dinî inanışlara göre imanlı, dünyada iyi işler yapmış kimselerin öldükten sonra sonsuz bir mutluluğa kavuşacakları yer, uçmak, behişt.

Uçmak söyleşmesi : Hacivat ile Karagöz arasında geçen tipik bir söyleşme. Karagöz burada uçtuğunu ye çeşitli serüvenlere atıldığını söyler, sonunda herşeyin düş olduğu anlaşılır.

Uçmakdere : Tekirdağ şehrinde, Mürefte bucağına bağlı bir yer.

Uçmak ile ilgili Cümleler

  • Uçmaktan korktuğunu biliyorum.
  • Uçmak için kanatlarım olsaydı, onu kurtarmaya giderdim.
  • Uçmak için hazır mısınız?
  • Her zaman uçmaktan korktum.
  • Uçmak seyahat etmek için en hızlı yoldur.
  • Ben uçmaktan korkuyorum.
  • Uçmak fazla pahalı.
  • Uçmaktan korktuğunu biliyorum ama uçmak tehlikeli değil.
  • Aya uçmak istiyorum.
  • Uçmaktan korkmam.
  • Aşkabat'a uçmak istiyorum.
  • Uçak Paris'e doğru uçmak üzere.
  • Bir gün ülke dışına uçmak isteyeceğim.

Diğer dillerde Uçmak anlamı nedir?

İngilizce'de Uçmak ne demek? : v. fly, wing, evaporate, fade, barrel, flush, freak out, sail, soar

Fransızca'da Uçmak : voler, s'envoler, s'évaporer, se volatiliser

Almanca'da Uçmak : v. abfliegen, anfliegen, auffliegen

Rusça'da Uçmak : v. летать, пар`ить, порхать, улетучиваться, испаряться, улетать, пролетать, слетать, низвергаться, перелетать, долетать, слетать, налетать, порхнуть