Fosforlarıma nedir, Fosforlarıma ne demek

Fosforlarıma; Fiziksel, Fizik, Kimya alanlarında kullanılan bir sözcüktür.

Fiziksel anlamı:

Bir özdeğin, uyarık bir durudan taban duruya geçiş olasılığı az olması yüzünden uzun süre ışıldaması olayı.

Fosforlarıma tanımı, anlamı

Fosfor : Atom numarası 15, atom ağırlığı 30,97, yoğunluğu 1,83 olan, yarı saydam, bal mumu kıvamında, karanlıkta ışıldayan, sarımsak kokulu, zehirli bir element (simgesi P)

Geçiş olasılığı : Bir erke düzeyinden bir ötekine, saniyede geçen öğecik ya da özdecik sayısı: (Aij).

Taban duru : Erkesi en düşük birinci nicem durusu.

Yüzünden : -den ötürü.

Işıldama : Işıldamak işi.

Olasılı : Olasılığa dayanan, belkili, ihtimalli, muhtemel. Belkili.

Olasıl : İhtimâli.

Yüzün : Yüz üstü, yüzükoyun.

Uyarı : Herhangi bir konu, sorun üzerine ilgi çekme, ikaz, ihtar, tembih. Organizmada uyarım yaratan güç.

Taban : Ayağın alt yüzü, aya. Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı. Bir cismin veya bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey veya çizgi, kaide. Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle. Yaradılıştan. Ayakkabının alt bölümü. Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı: 53 anlatımında 3 rakamı üstür, 5 ise tabandır. Tarlanın düz ve verimli kesimi. Bir ırmağın en derin olan orta yeri. Huy bakımından. Temel. Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü. Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir. Kaide. Bir şeyin en alt bölümü. Değerlendirmede en alt derece.

 

Geçiş : Geçme işi. Herhangi bir durumdaki değişme, intikal. Bir parça süresince bir tondan başka bir tona atlama. Resimde iki ayrı rengi birbirine bağlayan ara ton. Ses organlarının bir durumdan ötekine geçmesi.

Olası : Görünüşe göre olacağı sanılan, muhtemel. Mümkün.

Süre : Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet. Gelin giysisi yapılan bir çeşit kumaş : Sürenin arşınını iki kaymeye aldım. 1.Yüreklilik, yiğitlik. 2.Dayanıklılık : Şu adamın süresi yok. Arapça kökenli sûre: sure. Bir sesin çıkarılmasına verilen zaman. müddet. Tecimsel belgitlerin sayışımlarındaki paraların ödenmeleri için saptanan gün. Bir işin yapılması ya da bir borcun ödenmesi için gösterilen süre. [Bakınız: gösterim süresi]. [Bakınız: yayın süresi].

Duru : Bulanıklığı olmayan, temiz, berrak. Pürüzsüz (ten). Arınmış, karışık olmayan (dil, üslup vb.).

Uyar : Uygun, denk. [Bakınız: uyaroğlu]. Kolay uzlaşılabilen, geçimli, uysal. (Söz sanatı terimi) Kapalı iğretilemede iğretinin yerine, onunla ilgili olmak üzere, kullanılan söz. Gözümden uyku akıyor misalinde suyun yerine kullanılan akıyor sözü gibi. Kapalı eğretilemede benzetmeyi sağlayan sözcük. Uygun, yerinde. Boyun eğen, uysal, nazik kimse.

Olma : Olmak işi.

Işıl : Işıklı. Işıldayan, parlak. Işıldayan, parlayan.

 

Uzun : İki ucu arasında fazla uzaklık olan, kısa karşıtı. Ayrıntılı olarak, derinlemesine. Başlangıcı ile bitimi arasında fazla zaman aralığı olan, çok süren. Ayrıntılı.

Olay : Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka. Önemli tarihsel olgu, fenomen.

Geçi : Keçi. Makas. Oynatılan orta kadını. Kız. Avam, halk. Haddeleme işleminde, haddelenen parçaların haddelerden bir kez geçişi.

Diğer dillerde Fosforlarıma anlamı nedir?

İngilizce'de Fosforlarıma ne demek ? : phosphorescence