Karı nedir, Karı ne demek

"Karı" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Eve varınca karım Fadime kapıyı açar." - S. F. Abasıyanık
  • "Analar ağlıyor, nişanlılar ağlıyor, karılar ağlıyordu fakat Saliha kadın buna alışmıştı." - H. E. Adıvar

Yerel Türkçe anlamı:

Yaşlı, eski.

Karı, kadın

Diğer sözlük anlamları:

Eski, köhne

İhtiyar, yaşlı.

Karı hakkında bilgiler

Karı, bir erkeğin evlenmiş olduğu kadının o erkeğe (kocaya) göre alan akrabalık durumu. Türkçede hanım sözcüğü, nadiren de Arapça kökenli zevce sözcüğü aynı anlamda kullanılır.

Karı sözcüğü eş anlamının yanı sıra argoda kadın anlamında da kullanılır.

Karı ile ilgili Cümleler

  • Kar'ı severim. Çok güzel!
  • En son ne zaman karınla akşam yemeği yedin?
  • Kârı hepimiz arasında paylaştıracağız.
  • Hasan'ın kafası karışmış olmalı.
  • Ali karısını öldürdüğü için 2013 yılında suçlu bulunmuştu.
  • Karı severim.
  • Karı sevmiyorum.
  • Karı sana onun hakkında her şeyi anlatmalı.
  • Ali ufak bir kazaya karıştı.
  • Karı kürekle atıyorlardı.
  • Burak metresiyle evlenmek için karısı Tuğba'yı öldürdü.
  • Karı paylaşmada anlaşalım.
  • Burak karısı Tuğba'nın ölümcül derecede hasta olduğu konusunda bilgilendirildi.
  • Adam karısının çocuklarını izlemesini izledi.
 

Karı tanımı, anlamı:

Kadın : Hizmetçi bayan. Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen. Bayan. Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan.

Karı gibi : Korkak, dönek (erkek).

Karısının üstüne evlenmek : Karısı varken bir kadınla daha evlenmek.

Karı ağızlı : Dedikodu yapan (erkek). Karısının etkisiyle, karısının ağzıyla konuşan (erkek), karısı ağızlı.

Karı kız milleti : Toplumun dişi cinsten oluşan bölümünün tümü.

Karı koca : Birbirleriyle evlenmiş kadın ve erkek.

Karım köylü : Karısı köylü.

Karısı ağızlı : Karı ağızlı.

Karısı köylü : Karısının yakınlarını benimseyip kendi yakınlarını unutan (erkek). Kılıbık.

Katır karı : Çocuğu olmayan evli kadın. Kaba, görgüsüz kadın.

Kocakarı : Anne. Yaşlı kadın.

Alkarısı : Lohusalara musallat olarak onları boğduğuna inanılan görüntü, çarşamba karısı.

Çarşamba karısı : Alkarısı. Saçı başı karmakarışık, üstü başı özensiz kadın.

Mahalle karısı : Görgüsüz, kavgacı kadın.

Karı koca bir sözle yakın bir sözle uzaktır : "bir kadınla bir erkek, birbirlerine bağlandıklarını bildiren bir sözle karı koca olurlar, böyle bir bağın kalmadığını bildiren bir sözle de yabancı olurlar" anlamında kullanılan bir söz.

Karı koca olmak : Nikâhlı veya nikâhsız birlikte yaşamaya başlamak.

Karı kocalık : Karı koca olma durumu.

Karık : Kar yağmış bir alana bakma sonucu ortaya çıkan göz kamaşması. Sabanla açılan çizi. Ark. Karlı bir alana bakma sonucu kamaşmış (göz). Arklar arasında kalan toprak parçası.

 

Karıklama : Meralarda yüzey akışını önlemek ve toprak nemini uzun süre koruyarak vejetasyonu geliştirmek için 1-1,5 metre aralıklarla 10-15 santimetre kesitinde tesviye eğrilerine paralel küçük hendeklerin açılması.

Karıkma : Karıkmak işi.

Karıkmak : Göz kar yağmış bir alana bakmaktan kamaşmak. Göz fazla ışıktan kamaşmak.

Karılaşma : Karılaşmak işi.

Karılaşmak : Erkek huyları kadın huylarına benzemek, kadın gibi davranmak.

Karılı : Herhangi bir nitelik veya nicelikte karısı olan.

Karılı kocalı : Karı koca birlikte.

Karılık : Evli kadının kocasına göre olan durumu veya görevi. Kadın olma durumu.

Karılık etmek : Erkek için döneklik etmek, hile yapmak. evli bir kadın kocasına olan görevini yerine getirmek.

Karılma : Karılmak işi.

Karılmak : Hayvan çiftleşmek. Karma işi yapılmak, karışmak.

Karıma : Karımak işi.

Karımak : Yaşlanmak, kocamak, ihtiyarlamak.

Karın : Bazı şeylerde şiş ve içi boş bölüm. Döl yatağı. Mide. İç, gönül, akıl, kafa. Ahlaki açıdan kabul edilemeyen şeyleri kabullenme. İnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi. Gelen ve yansımış dalgaların girişimiyle oluşan duraklı dalgalarda en büyük genlikte titreşen noktalar.

Karın ağrısı : Karında duyulan ağrı. Adı, niteliği bilinmeyen şey. Huzursuzluk, rahatsızlık veren iş, olay veya düşünce. Çekilmeyen, sevilmeyen kimse.

Karın boşluğu : Kaburga kemikleriyle kalça kemiklerinin arasında vücudun her iki yanında bulunan bölge.

Karın doyurmak : Yararı olmak. geçinmek.

Karın tokluğuna : Yapılan iş karşılığında yalnızca yiyip içme sağlamak üzere, boğaz tokluğuna.

Karın zarı : Karın boşluğunun içini, bu boşluğun içinde bulunan bağırsakları, öbür organları kaplayan ve tutan zar, periton.

Karın zarı iltihabı : Karın zarı yangısı.

Karın zarı yangısı : Karın zarının çabuk ilerleyen veya kronik iltihabı, karın zarı iltihabı, peritonit.

Karınca : Zar kanatlılardan, toplu olarak yaşayan, yuvaları toprağın altında olan ve birçok türü bulunan böceklerin genel adı (Formica). Madenlerde, döküm sırasında arada hava kalmasından veya pastan ileri gelen ufak boşluk.

Karınca asidi : Formik asit.

Karınca belli : Beli çok ince olan (kimse).

Karınca duası : Bereket getirdiğine inanılarak iş yerlerine asılan dua.

Karınca duası gibi : Çok küçük, sık ve okunaksız (yazı).

Karınca kaderince : Karınca kararınca.

Karınca kararınca : Az da olsa, elinden geldiği kadar, karınca kaderince.

Karınca sabrı : Yoğun biçimde gösterilen sabır.

Karınca yuvası : Karıncaların barındığı yer.

Karınca yuvası gibi : Çok kalabalık.

Karınca yuvası gibi kaynamak : Çok kalabalık ve hareketli olmak.

Karıncadan ibret al yazdan kışı karşılar : "kişi çalışıp kazanabildiği zamanı boş geçirmemeli, çalışamayacağı günler için geçimini sağlayacak varlık edinmelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Karıncaezmez : Yavaş hareket eden. Çok merhametli, ince duygulu (kimse), karıncaincitmez.

Karıncaincitmez : Karıncaezmez.

Karıncakuşu : Karıncayiyen.

Karıncalanış : Karıncalanma işi.

Karıncalanma : Karıncalanmak işi.

Karıncalar : Zar kanatlıların, karınca adı altında toplanan ve beş bin kadar türü sayılan bir dalı.

Karıncalı : Paslı veya dökülme sonucu küçük delikleri olan (metal). İçinde, üstünde karınca bulunan.

Karıncanın zevali gelince kanatlanır : "kişi durumunun gereklerine aykırı taşkınlıklarda bulunursa artık düşecek demektir" anlamında kullanılan bir söz.

Karıncasever : Karınca yiyerek beslenen ve karınca yuvası çevresinde yaşayan böcek.

Karıncayı bile ezmemek : Çok merhametli, ince duygulu olmak.

Karıncayiyen : Karıncayiyengillerden, Avustralya'da yaşayan, karıncayla beslenen bir tür memeli, karıncakuşu (Echidna acule ata).

Karıncayiyengiller : Örnek hayvanı karıncayiyen olan, vücutları kirpi dikenli, ağızları boru biçiminde uzamış, karıncayla beslenen bir familya, karıncakuşugiller.

Karıncık : Vücudun çeşitli organları içinde bulunan boşluk. Kalbin alt bölümünde bulunan ve biri sağdaki akciğere kan pompalayan, öbürü soldaki akciğerden vücuda pompalanacak kanı alıp vücuda göndermeye yarayan iki boşluk.

Karından ayaklılar : Karından bacaklılar.

Karından bacaklılar : Yumuşakçalardan, karınlarındaki etli, yassı pul biçimindeki uzantıları bacak gibi kullanarak ve sürünerek yürüyen salyangoz, sümüklü böcek vb.ni içine alan kabuklu hayvanlar sınıfı.

Karındaş : Kardeş.

Karının saçlısı tarlanın taşlısı : "kadının saçlı olanı ile tarlanın taşlı olanı makbuldür" anlamında kullanılan bir söz.

Karınlama : Karınlamak işi.

Karınlamak : Gemi yanını dayamak.

Karınlı : Karnı olan. Karnı büyük ve çıkıntılı olan.

Karınma : Karınmak işi.

Karınmak : Sallanarak karışmak. Çiftleşmek.

Karınsa : Kuşların tüy değiştirme zamanı.

Karıntası : Pastırmada kullanılan hayvanın göbek etleri.

Karıntı : Geminin yanından vurarak gemiyi sarsan dalga. Anaforlarda oluşan çevrinti.

Karış : Parmaklar birbirinden uzak duracak biçimde gergin duran elde, başparmak ile serçe parmağın uçları arasındaki açıklık.

Karış karış : Bir şeyi her yönüyle, inceden inceye, hiçbir tarafını ihmal etmeksizin.

Karış karış bilmek : En ince ayrıntısına kadar biliyor olmak.

Karış karış dolaşmak : Her yeri gezmek.

Karışanı görüşeni olmamak : İşine kimse karışmamak, özgür olmak.

Karısı köylülük : Karısı köylü olma durumu.

Karışık : Saf olmayan. Karışmış. Anlaşılması güç olan, açık seçik olmayan, çapraşık. Çalkantı, kargaşa, gerginlik içinde olan. Ayrı nitelikteki şeylerden oluşmuş. Halk inancına göre cin ve perilerle ilişkisi olan. Düzensiz, dağınık, intizamsız. Dolu.

Karışıklık : Karışık olma durumu, teşevvüş.

Karışılma : Karışılmak işi.

Karışım : Birden çok şeyin karıştırılmasıyla elde edilen veya ortaya çıkan şey. İki veya daha çok maddenin kimyasal tepkimeye girmeden bir araya gelmesi, mahlut.

Karışlama : Karışlamak işi.

Karışlamak : Karışla ölçmek.

Karışma : Düzeni bozulma. Engelleme, araya girme, müdahale. Karışmak işi.

Karışmak : Açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek. Bulanmak, duruluğunu yitirmek. İlgilenmek, müdahale etmek, el atmak. Engellemek, araya girmek. Bir araya gelmek, katılmak. İki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak, birbirinin içine girmek. Yetkisinde bulunmak, bakmak, iş edinmek, işi olmak. Müdahale etmek, araya girmek. Düzensiz, dağınık olmak.

Karıştırıcı : Çeşitli besin maddelerini karıştırma ve çarpma işinde kullanılan araç veya alet. İki veya daha çok maddeyi birbiri içinde dağıtmaya, karıştırmaya yarayan araçların genel adı. Ortalığı birbirine katan, fitneci, müfsit.

Karıştırılma : Karıştırılmak işi.

Karıştırılmak : Karıştırma işi yapılmak.

Karıştırma : Karıştırmak işi.

Karıştırmak : Göz atmak, araştırmak, incelemek. Kurcalamak, oynamak. Karışma işini yaptırmak. İçinde ne olduğunu anlamak veya aradığını bulmak amacıyla elle yoklamak. Yemeği dibinin tutmaması için kaşıkla altüst etmek. Üstünkörü okumak. Ayırt edememek, tam olarak seçememek.

Acele işe şeytan karışır : Düşünüp taşınmadan ivedi olarak yapılmış olan işten iyi sonuç alınamayacağını anlatan bir söz.

Adam içine karışmak : Bir topluluğa girmek, kendisine değer verilir olmak.

Adı karışmak : Kötü bir işle birinin ilgisi bulunduğu söylenilmek.

Ağız burun birbirine karışmak : Yüzde aşırı öfke, üzüntü, yorgunluk vb. durumların izleri görünmek. dayak sonucunda yüz yara bere içinde kalmak.

Ağızdan burun yakın kardeşten karın yakın : "insanın kendi yararı her şeyden önemlidir" anlamında kullanılan bir söz.

Akıl karı : Akla uygun olan, akla yatkın olan.

Akıl karı olmamak : Akıllı bir kişinin yapacağı iş olmamak.

Aklı bir karış yukarıda olmak : Değişik sebeplerden dolayı dengeli düşünemez durumda olmak.

Aklı bokuna karışmak : Korkudan şaşırıp ne yapacağını bilememek.

Aklı karışmak : Ne yapacağını bilememek, şaşırmak, bocalamak.

Aklını karıştırmak : Birini ne yapacağını bilemez duruma getirmek, şaşırtmak, bocalatmak.

Alnını karışlamak : Küçümseyerek meydan okumak.

Altı karış beberuhi : Kısa boylu kimse.

Arasına karışmak : Büyüyüp yetişmek.

At izi it izine karışmak : İyiyi kötüden ayıramayacak kadar bir karışıklık ortaya çıkmak.

Atlı karınca : İri bir tür karınca (Ponera grandis).

Atom karınca : Hızlı ve çok çalışkan kimse.

Bellek karışıklığı : Kelimelerin doğru anlamını hatırlayamamak veya ilk olarak görülen bir şeyi önce gördüğünü sanma duygusuna kapılmak biçiminde beliren bir ruh hastalığı.

Beyin karıncıkları : İçinde beyin omurilik sıvısı bulunan, kafa içinin, dört boşluğundan her biri.

Beyni karıncalanmak : Zihin yorgunluğundan düşünemez olmak.

Bir karış : Olması gerekenden uzun. Çok az. Çok kısa.

Bir karış beberuhi : Çok kısa boylu kimse.

Bir karış suratla : Asık yüzlü bir biçimde.

Bir karıyla bir koca dırdır eder her gece : "sıkıntı veya yalnızlık yüzünden iki dost bile birbiriyle dalaşır, anlamsız konuşur" anlamında kullanılan bir söz.

Bok karıştırmak : Bir işi bozacak bir biçimde davranmak.

Boyun bir karış uzadı : "gereği olmayan o işi yapmakla sanki yükseldin" anlamında kullanılan bir söz.

Burnuna karıncalar dolmak : Ölmek.

Çok karılı : Birden çok karısı olan.

Çoluk çocuğa karışmak : Evlenip çocukları dünyaya gelmek.

Dil bir karış : Saygısızca karşılık verenler için kullanılan bir söz.

Dili bir karış dışarı çıkmak : Koşmaktan, yürümekten dolayı çok yorulmak.

Dili bir karış olmak : Fazla konuşmak, her söze karşılık vermek.

Düşmanın karınca ise de hor bakma : "düşmanın ne kadar güçsüz olursa olsun dikkat et, uyanık ol" anlamında kullanılan bir söz.

El ağzına bakan karısını tez boşar : "kişi, özel hayatı ile ilgili ciddi konularda başkasının düşüncesiyle değil kendi düşünceleriyle karar vermelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Elinin hamuruyla erkek işine karışmak : Kadınlar, beceremeyeceği işleri yapmaya kalkışmak.

Ergene karı boşamak kolay : "bir işin içinde olmayanlar o işteki güçlükleri küçümserler" anlamında kullanılan bir söz.

Etliye sütlüye karışmamak : Toplum içindeki çeşitli hareketlerden uzak durmak, hiçbir şeyle ilgilenmemek, tartışmalı konulardan kaçınmak.

Fesat karıştırmak : Hile yapmak.

Geçmişlerini karıştırmak : Birinin ölmüşlerini yermek veya onlara sövmek. geçmişini araştırmak.

Gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtır ya baş : "istenmeyerek yapılmış olan işlerden kötü sonuçlar ortaya çıkar" anlamında kullanılan bir söz.

Halt karıştırmak : Halt etmek.

İnce karın ağrısı : Huzursuzluk, rahatsızlık veren iş, olay veya düşünce.

İş karıştırmak : Zararlı bir iş yapmak. fesat sokmak.

İşe karışmak : Herhangi bir konuda olumsuz yönde müdahale etmek. herhangi bir konuda katkıda bulunmak, görev almak.

İt izi at izine karışmak : At izi it izine karışmak.

İyiliğe iyilik her kişinin karı kötülüğe iyilik er kişinin karı : "iyiliğe karşı iyiliği herkes yapabilir, önemli olan kötülüğe karşı iyilik yapabilmektir" anlamında kullanılan bir söz.

Kafa karıştırmak : Önceki düşüncelerini altüst etmek.

Kafası karışmak : Önceki bilgi ve düşünceleri altüst olmak.

Kayıplara karışmak : Bulunduğu yerden ayrılıp gitmek, gittiği yeri bildirmemek, görünmez olmak.

Kelime karışıklığı : Söz karışıklığı.

Kırkı karışmak : Çocuklar için aynı kırk günlük süre içinde doğmuş olmak.

Kırklara karışmak : Bir kimse artık ortalarda görünmez olmak.

Kısa günün karı : "hiç olmamaktansa bu kadarı da iyidir" anlamında kullanılan bir söz.

Kısa günün karı az olur : "kısa süre çalışılarak yapılmış olan işten elde edilecek kazanç az olur" anlamında kullanılan bir söz.

Kişiyi vezir eden de karısı rezil eden de : "bir kimsenin toplum içinde yücelmesi de alçalması da karısına bağlıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Kuru laf karın doyurmaz : "boş sözlerle olumlu iş yapılamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Lafa karışmak : Biri veya birileri konuşurken bir başkası konuşmak, konuşmaya katılmak.

Lokma karın doyurmaz şefkat artırır : "bir kimseye verilen armağan, aradaki sevgiyi artırdığı için değerlidir" anlamında kullanılan bir söz.

Orta karın : Göbeğin üstünde kalan karın bölgesi.

Ortalık karışmak : Toplumda veya devletler arasında düzensizlik baş göstermek.

Rufailer karışır : "bu iş öyle karışık ki bunu kimse çözemez" anlamında kullanılan bir söz.

Rufailere karışmak : Psikolojik bunalıma düşüp günlük yaşamın gerçeklerinden uzaklaşmak, yaşamdan kopmak.

Sapla samanı karıştırmak : İyi ile kötüyü ayıramamak.

Söz karışıklığı : Bir kelimenin yerine bir başkasını kullanma biçiminde görülen konuşma bozukluğu, kelime karışıklığı, parafazi.

Söze karışmak : Lafa karışmak.

Surat bir karış : Öfkeli, kızgın ve somurtkan.

Suratı bir karış asılmak : Öfkelenmek, kızmak ve somurtmak.

Tarihe karışmak : Unutulmak, yalnız adı kalmak.

Tarlanın taşlısı karının saçlısı : "kadının saçlı olanı, tarlanın taşlı olanı halk arasında daha yeğ tutulur" anlamında kullanılan bir söz.

Yumuşak karın : Bir kimsenin veya bir ülkenin saldırıya en uygun yeri. Kişilerin, kurumların, ülkelerin konuşulmasından, gündeme getirilmesinden rahatsız olduğu durumlar, konular.

Yüzü karışmak : Can sıkıcı bir durum, yüzünden belli olmak.

Zihin karışıklığı : Düşünme sırasında düşünceler arasındaki bağlantının yok olması, zihin bulanıklığı.

Refika : Eş, karı.

Zevce : Karı.

İhtiyar : Baba veya anne. Yaşlı, kocamış olan, pir (kimse), genç karşıtı. Eski. Seçme. Cansız, sönük.

Akrabalık : Akraba olma durumu.

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır.

Türkçe : Genel Türk dili. Türkiye Türkçesi.

Sözcü : Bir kurul, bir topluluk veya kişi adına söz söyleme, onun düşünce ve davranışlarını savunma yetkisi olan kimse.

Yaşlı : Yas tutan (kimse), matemli.

Karı ağızlılık : Karı ağızlı olma durumu.

Karı değiş tokuşu : Konuk ağırlamanın ve dostluğu pekiştirmenin saygın bir belirtisi sayılan, özellikle Eskimolarda yaygın olan, erkeğin uzun bir süre için karısını arkadaşına vermesi ya da onun karısıyla değişmesi.

Karı kayı : Berdelacuz, kocakarı fırtınası

Karı koca bir sözle yakın, bir sözle uzaktır : “bir kadınla bir erkek, birbirlerine bağlandıklarını bildiren bir sözle karı koca olurlar, böyle bir bağın kalmadığını bildiren bir sözle de yabancı olurlar” anlamında kullanılan bir söz.

Karı koca malları sözleşmesi : evlenme mukavelesi (bk. evlenme malları sözleşmesi).

Karıca : [Bakınız: karaca] İhtiyar kadın, yaşlı kadıncağız

Karıcdag : Karacadağ

Karıcı : Oyun bozucu, mızıkçı. Çapkın erkek.

Karıcığ : 10 şubatta başlayan, yedi gün süren soğuk.

Karıcık : İhtiyar, yaşlı kadın Adıyaman şehri, Akpınar nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Diğer dillerde Karı anlamı nedir?

İngilizce'de Karı ne demek? : [Kari] n. snow

n. Dutch, wife, Jane, spouse, woman, dame, bedfellow, broad, old lady, old woman

n. profit, gain, benefit, avail, capital, catch, fruit, gainings, increment, melon, return, avails, pay dirt

Fransızca'da Karı : épouse [la], femme [la], bougresse [la], compagne [la], gonzesse [la]

Almanca'da Karı : n. Ehefrau, Frau, Frauenperson, Gemahlin, Weib, Weibsbild, Weibsperson

Rusça'da Karı : n. жена (F), баба (F)

adj. бабий