Dere nedir, Dere ne demek

Dere; bir coğrafya terimidir.

"Dere" ile ilgili cümle

  • "Bu ensiz tahta köprü altında ince dere." - E. B. Koryürek

Yerel Türkçe anlamı:

Tere denilen bitki.

Coğrafya'daki terim anlamı:

Boyu, beslenme teknesi ve aşırı taşkın dışında taşıdığı su niceliği ile en küçük akarsu.

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

[Bakınız: çay]

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Genellikle yazın kuruyan küçük akarsu.

İngilizce'de Dere ne demek? Dere ingilizcesi nedir?:

brook, stream

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Tunceli kenti, Dere Bucağı

Dere hakkında bilgiler

Dere en küçük akarsu türüdür. Dereler genellikle vadi içinde olurlar. Derelerde akan su genellikle düzensizdir, bazen su taşknlarına neden olur bazen de kuruyabilir. Dere kenarlarının bitki örtüsü çevresine göre daha gür ve sık olur. Çünkü dere kenarları çevresine göre nispeten daha nemli olmaktadır.

Dere ile ilgili Cümleler

  • Dere çok hızlı değil.
  • Bu onun için son derece zordur.
  • Dere geçerken at değiştirilmez.
  • Bu beni son derece mutlu etti.
  • Dere bizim sağımıza doğru.
  • Dere üzerinden atlamaya cesaret edemedi.
  • Dere dondu.
  • Bu son derece uygun gözüküyor.
  • Bu onun için aşırı derecede zordur.
  • Bu bizim için son derece zordur.
  • Dereceni nerede aldın?
  • Biz son derece şanslıydık.
  • Dere göle akar.
  • Bu onlar için son derece zordur.
 

Dere anlamı, tanımı:

Genel : Bir genelleme sonucunda elde edilen. Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan.

Küçük : Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Yaşı daha az olan. Küçük abdest. Niceliği az olan. Geri aşamada. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Niteliği aşağı olan, bayağı. Değersiz, önemsiz. Kısık, parlak olmayan (ses).

Akarsu : Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. Tek sıra elmastan gerdanlık.

Dereyi geçerken at değiştirilmez : "bir yöntemden başka bir yönteme geçiş tehlikeli bir durum veya zamanda yapılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Dereyi görmeden paçaları sıvamak : Gerektiğinden çok önce veya henüz ortada hiçbir şey yokken hazırlanmaya kalkışmak.

Derebeyi : Zorba. Topraklarını derebeylik düzenine göre yöneten kimse, kont.

Dereotu : Maydanozgillerden, ince yapraklı, bazı yemeklere konulan güzel kokulu bir bitki (Anethum).

Dere tepe : İnişli çıkışlı.

Dere yatağı : Genellikle yazın kuruyan küçük akarsuyun yatağı.

Kuru dere : Suyu olmayan dere.

Dere tepe düz gitmek : Engelleri aşarak gitmek.

Derebeylik : Derebeyi yönetimindeki bölge. Orta Çağda özellikle Batı Avrupa'da toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri tek bir kimsenin malı sayan siyasal düzen, feodalite. Derebeyi olma durumu.

 

Derebucak : Konya iline bağlı ilçelerden biri.

Derece : Başarı gösterme. Bir çözeltinin yoğunluğunu ölçmede kullanılan birim. Bir süreç içindeki durumlardan her biri, basamak, aşama, rütbe, mertebe. Bir çemberin üç yüz altmışta birine eşit olan açı birimi. Ölçü aletlerinin ölçeğinde belirtilmiş bulunan başlıca bölümlerden her biri. Sıcaklıkölçer. Denli, kadar.

Derece almak : Başarı göstererek ödül kazanmak.

Derece derece : Farklı farklı, değişik. Azar azar, yavaş yavaş, tedricen.

Derecelemek : Derecelere ayırmak.

Derecelendirilme : Derecelendirilmek işi.

Derecelendirilmek : Derecelendirme işi yapılmak.

Derecelendirmek : Dereceleme işini yaptırmak.

Dereceli : Derecesi olan. Derecelere ayrılmış, kademeli.

Derecesiz : Derecesi olmayan. Çok fazla.

Dereceye girmek : Yarışma, sınav vb.nde üst sıralarda yer almak.

Derecik : Küçük dere.

Derede tarla sel için tepede harman yel için : "elden çıkarmak istemediğimiz şeyleri tehlikeye açık durumlardan uzak tutmalıyız" anlamında kullanılan bir söz.

Dereden tepeden konuşmak : İlgisiz konulardan söz etmek.

Dereke : Aşağı derece.

Derekeye düşmek : Küçülmek.

Dereli : Giresun iline bağlı ilçelerden biri.

Derepazarı : Rize iline bağlı ilçelerden biri.

Arz derecesi : Enlem.

Bin dereden su getirmek : Birini kandırmak için birçok sebep ileri sürmek, dil dökmek.

Bir derece : Biraz.

Bir dereceye kadar : Bir noktaya veya bir sınıra kadar.

Bir tepe yıkılır bir dere dolar : "dünyada hiçbir şey kaybolmaz; birinin kaybettiğini başkası kazanır, bir zengin fakirleşirken bir fakir de zenginleşebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Çaydan geçip derede boğulmak : Büyük güçlükleri yenmişken önemsiz bir sebepten başarısızlığa uğramak.

Donma derecesi : Bir maddenin akışkan durumdan katı duruma geçtiği derece.

Eşitlik derecesi : Kavramların "gibi, kadar" edatları ile karşılaştırılıp eşit ölçüde gösterilmesi.

İfrat derecede : Aşırı ölçüde.

İki arada bir derede : Sıkışık, zor şartlar altında (kalmak).

Kan dere gibi akmak : Vücudun bir yerinden çok kan akmak veya bir savaşta çok kişi yaralanarak ölmek.

Karşılaştırma derecesi : Daha, çok, fazla, ziyade vb. kelimelerle kavramların karşılaştırılıp üst derecede gösterilmesi.

Kaya uçmazsa dere dolmaz : "büyük gereksinimlerde çok fedakârlık yapmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Kırk dereden su getirmek : Bin dereden su getirmek.

Polimerleşme derecesi : Bir plastiğin makromolekülünü hazırlamak için gerekli olan molekül sayısı.

Son derece : Pek çok, çok fazla, son kerte.

Tavlama derecesi : Demir çelik işletmelerinde kütük demirin şekillendirilmesi veya haddelenmesi için en uygun ısı ve nem oranı.

Tul derecesi : Boylam.

Üstünlük derecesi : En, çok zarflarıyla sıfat veya başka zarfların nitelik ve nicelik bakımından kazandıkları en üstün anlam.

Yakınlık derecesi : Sosyal grup içinde kişileri bir merkez etrafında toplama, kohezyon. Akrabalık ilişkisi içindeki sıra.

Yeter derecede : Yeterli ölçüde.

Çukur : Mezar. Çene ve yanaktaki gamze. Çevresine göre aşağı çökmüş olan yer.

Damla : Damlalıkla kullanılan ilaç. Damla biçiminde olan (ziynet). Çok az miktar. Kalbe inen inme, felç. Yuvarlak biçimde, çok küçük miktarda sıvı.

Yağmur : Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı, yağar, yağış, baran, bereket, rahmet. Çokluk, bolluk. Çok ve sık düşen, gelen şey.

Topla : Üç parmaklı dirgen.

Çinko : Tombala oyununda kartın bir veya iki sırasını ilk olarak dolduran kişinin kazandığını bildiren ve açıkça söylenen söz. Bu elementten yapılmış. Tombala oyununda kartın bir veya iki sırasını doldurma. Atom numarası 30, atom ağırlığı 65,37, mavimsi beyaz renkte olan sert bir element, tutya (simgesi Zn).

Kiremit : Çatıları örtmekte kullanılan, yan yana dizilerek suyu aşağıya geçirmeden dışarı akıtacak biçimde yapılmış, kızıl toprağın renginde, pişmiş balçık levha.

Vadi : Çalışma alanı, tutulan yol, benimsenen tarz. İki dağ arasındaki çukurca arazi veya geçit, koyak.

Genellikle : Genel olarak, büyük bir çoğunlukla, çoğu kez, çoğun, çoğunlukla, çoklukla, ekseri, ekseriya, ekseriyetle, umumiyetle.

Yazın : Yaz mevsiminde, yaz aylarında. Edebiyat.

İki : Birden bir artık. Bu sayıyı gösteren 2 ve II rakamlarının adı. Birden sonra gelen sayının adı.

Dağ : Yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümü. Kızgın bir demirle vurulan damga, nişan. İyileştirmek için vücudun hastalıklı bölümüne kızgın bir araçla yapılmış olan yanık. Büyük üzüntü, acı.

Uzun : Ayrıntılı. İki ucu arasında fazla uzaklık olan, kısa karşıtı. Ayrıntılı olarak, derinlemesine. Başlangıcı ile bitimi arasında fazla zaman aralığı olan, çok süren.

Dere alabalığı : Kemikli balıklar (Teleostei) takımının alabalıkgiller (Salmonidae) familyasından, eti çok lezzetli, Kuzey Amerika tatlı sularında yaygın olan bir tür. (zooloji) (Salmo fontinalis) Kemikli-balıklar (Teleostei) takımının alabalıkgiller (Salmonidae) familyasından bir balık türü. Eti çok lezzetli olduğu için değerli bir av balığıdır. Kuzey Amerika tatlı sularında çok yaygındır.

Dere bıçığı : Birkaç derenin birleştiği yer.

Dere biciği : Birkaç derenin birleştiği yer.

Dere biçiği : Birkaç derenin birleştiği yer.

Dere damı : Su kenarlarında, kadınların çamaşır yıkamaları için yapılan kulübe, çamaşırlık.

Dere dokuz gözlüsü : Taşemenler (Petromyzontes) takımından, boyları 20 cm kadar olan ve tatlı sularda yaşayan bir yuvarlak ağızlı türü. Taşemenler (Petromyzontiformes) takımından, boyları 20 cm kadar olabilen ve tatlı sularda yaşayan bir yuvarlak ağızlı türü.

Dere iskorpiti : Kemikli balıklar (Teleostei) takımının, dere iskorpitigiller (Cottidae) familyasından, 10-15 cm kadar uzunlukta, pulları çok küçük, eti lezzetli, tatlı sularda yaşayan bir tür. (zooloji) Kemikli balıklardan, dere iskorpitleri (Cottidae) familyasından, 15 cm kadar uzunlukta olabilen, pulları çok küçük, eti lezzetli, tatlı sularda yaşayan bir tür. (Cottus gobio) Kemikli-balıklar (Teleostei) takımının dere-iskorpitigiller (Cottidae) familyasından bir balık türü. Uzunluğu 10-15 cm. Pulları çok küçüktür. Eti lezzetlidir. Tatlı suda yaşar.

Dere iskorpitigiller : Konumuzda yassıkurtlara arakonakçı türleri nedeniyle adı geçen ve çoğu denizlerde yaşayan, kemikli balıklar familyası. Balıklar (Pisces) sınıfının, kemikli balıklar (Teleostei) takımının, dikenli yüzgeçliler (Acanthopterygii) alt takımından, çoğu denizde, bazısı tatlı sularda yaşayan, etçil, Kuzey denizlerinde yaşayan türleri olan bir familya.

Dere iskorpitleri : Kemikli balıklardan, ışın yüzgeçliler (Actinopterygii) alt sınıfından, çoğu denizde bazısı tatlı sularda yaşayan karnivor bir familya.

Dere kabalağı : Su kenarlarında yetişen, yaprakları kabak yaprağına benzeyen yabanî bir bitki.

Diğer dillerde Dere anlamı nedir?

İngilizce'de Dere ne demek? : n. brook, stream, rivulet, run, runlet, watercourse, valley, beck, bourn, bourne, branch, creek, dale, gully, kloof, runnel, vale, burn

v. bunch

Fransızca'da Dere : ruisseau [le]; chéneau [le]

Almanca'da Dere : n. Bach, Flüsschen, Gießbach, Wasser, Wasserlauf

Rusça'da Dere : n. ручей (M), долина (F), расщелина (F), котловина (F), водосток (M)