Ekmek nedir, Ekmek ne demek
- Tahıl unundan yapılmış hamurun fırında, sacda veya tandırda pişirilmesiyle yapılmış olan yiyecek, nan, nanıaziz.
- Serpmek.
- Bir bitkiyi üretmek için toprağa tohum atmak veya gömmek

- İnsanı geçindirecek iş, kazanç.
- Yemek, aş.
- Bir şeyin başlamasına yol açacak sebepleri hazırlamak.
- Yarışta geçmek.
- Birini uydurma bir sebeple bırakıp gitmek, savuşmak, atlatmak.
- Parayı boşuna harcamak, ziyan etmek.
- Toprağı ekip biçmek için kullanmak.
"Ekmek" ile ilgili cümle örnekleri
- "Ekmeği bizde yiyelim mi? Allah ne verdiyse." - T. Buğra
- "Lale ile Günnur kendilerini ektiğim için müthiş içerlemişler." - H. Taner
- "Biz iyi kötü tiyatroya bağlamışız ekmeğimizi." - N. Cumalı
- "Ancak senede otuz dönüm ekebiliyor." - M. Ş. Esendal
- "Yemeğe biber ekmek."
- "Odayı, tatlı, sıcak bir kızarmış ekmek kokusu bürümüş." - Y. Z. Ortaç
- "Fesat tohumları ekenler kötü insanlardır."
Yerel Türkçe anlamı:
Ekmek
Ekmek, sürmek
Ekin ekmek
Diğer sözlük anlamları:
Telef etmek, harcamak.
Tohum atmak.
Dökmek, saçmak, serpiçtirmek.
Ekmek hakkında bilgiler
Ekmek, çeşitli tahıl unundan yapılmış hamurun ateşte, sac üzerinde, tandırda, fırında veya tepside pişirilmesiyle hazırlanan yiyecektir.
Ekmeğin yapımında başlıca üç işlem yer alır. Yoğurma, mayalama ve pişirme. Yoğurma, unu hamura çevirir. Mayalama, hamuru ekşitip kabartır, pişirme ise ekmek haline getirir.
Un, su, tuz ve maya bir kazan veya teknede birbirine karıştırılarak yoğrulur, una su karışınca eriyen kısımlar (glikoz, tuz vb.) dışında erimeyen kısımlar (glüten, nişasta) su emerek şişer. Tuz, ekmeğin lezzetini azaltır. Yoğurma, eskiden teknelerde ayakla yapılırdı. Şimdi köylerde ve küçük kasabalarda gene böyle olmakla beraber şehirlerde makineyle yoğrulmaktadır.
Ekmek ile ilgili Cümleler
- Ali Mary'ye ekmek almasını söylemeyi unuttu.
- Ekmek almamı söylemeyi unuttun.
- Burada taze ekmek ve su var.
- Ekmek bayattır.
- İşten eve giderken bir ekmek aldım.
- Ekmek almıyorsunuz.
- Ekmek bayat ve sert.
- Ekmek 10 yen zamlandı.
- Ekmek alacaksın.
- Ali haftada bir kez ekmek pişirir.
- Tom, her pazar sabahı ekmek-şarap ayinine gider.
- Ekmek alıyordum.
- "Yarın kahvaltı için ne istiyorsun? Ekmek? pilav?" "Herhangi biri güzel."
- Yarınki kahvaltı ekmek ya da pilav mı olacak?
Ekmek tanımı, anlamı:
Tahıl : Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı, hububat.
Hamur : Unun su veya başka sıvılarla yoğrulmuş durumu. Öz, asıl, maya. Ağrı iline bağlı ilçelerden biri. İyi pişmemiş (ekmek ve hamur işleri). Kâğıtta tür, nitelik.
Fırın : Bu ocakta pişirilmiş. Elektrik, tüp gaz ve doğal gazla çalışan, yiyecekleri pişirmeye veya ısıtmaya yarayan alet. Ekmek, pasta vb.nin pişirildiği ve satıldığı dükkân. Bir maddenin fiziksel veya kimyasal değişime uğratılması amacıyla içinde ısıtıldığı araç. İçinde genellikle odun yanan, her yanda aynı derecede ısı oluşturarak ekmek, pasta vb. pişirmeye yarayan, tavanı tonoz biçiminde, önünde tek açıklık bulunan ocak.
Tandır : Yere çukur kazılarak yapılmış olan bir fırın türü. Bazı yerlerde, kışın ayakları ısıtmak amacıyla alçak bir masanın altına mangal konulup üstüne yorgan örtülerek yapılmış olan düzen.
Pişirilme : Pişirilmek işi.
Yiyecek : Yenmeye elverişli olan her şey. Yenebilen.
Ekmek aslanın ağzında : "geçim sağlayacak bir iş bulmak ve para kazanmak kolay değildir" anlamında kullanılan bir söz.
Ekmek çarpsın : Karşısındakini inandırmak için edilen yemin.
Ekmek elden su gölden : "kendisi çalışmayıp başkasının kazancıyla geçinme durumu" anlamında kullanılan bir söz.
Ekmek istemez su istemez : "hiçbir masrafı yoktur" anlamında bir söz.
Ekmek öpmek : Ekmeği öperek yemin etmek.
Ekmeğinden etmek : İşinden çıkarmak, işinden atmak.
Ekmeğinden olmak : Geçimini sağlayan işinden zorunlu olarak ayrılmak.
Ekmeğine göz koymak : Birinin geçimini sağlayan işi elinden almaya çalışmak.
Ekmeğine yağ sürmek : İstemediği hâlde birinin işine yarayacak biçimde davranmak.
Ekmeğini çıkarmak : Çalıştığı işten geçimini karşılayacak kadar kazanç sağlamak.
Ekmeğini eline almak : Geçimini sağlayacak parayı kazanmak.
Ekmeğini kana doğramak : Büyük bir sıkıntı ve üzüntüye katlanmak.
Ekmeğini kazanmak : Geçimini sağlamak.
Ekmeğini taştan çıkarmak : En zor koşullarda bile kazancını sağlamak. geçimini sağlamakta çok becerikli olmak.
Ekmeğini yemek : Geçim yönünden birisinin yardımından yararlanmak. birisinin işinde çalışarak kendi geçimini sağlamak.
Ekmeğiyle oynamak : Geçim kaynağını tehlikeye düşürmek.
Ekmekle oynayanın ekmeğiyle oynanır : "insanların kazançlarına, rızıklarına engel olanlara bir gün aynı şeyler yapılır" anlamında kullanılan bir söz.
Ekmekten kaşık olur ama her yoğurdun hakkına değil : "iyi nitelikli işler kullanılan araç elverişsiz de olsa kolaylıkla yürütülebilir ama her iş elverişsiz araçla yürütülemez" anlamında kullanılan bir söz.
Ekip biçmek : Tarım yapmak.
Ekmeden biçilmez : "emek vermeden beklenen bir sonuca erişilmez" anlamında kullanılan bir söz.
Ekmediği yerden biter : Umulmayan ve istenilmeyen yerde karşılaşılan kimseler için kullanılan bir söz.
Ekmek ağacı : Dutgillerden, sıcak ülkelerde yetişen, bol meyve veren, yaprakları beş veya yedi parçalı, çiçekleri küçük bir ağaç (Artocarpus incisa). Bu ağacın kavun büyüklüğünde, esmer sarı renkli, beyaz etli ve biraz unlu olan meyvesi.
Ekmek ayvası : Gevrek ve sulu bir tür ayva.
Ekmek dolması : Soğan, maydanoz ve baharat karışımının içi boşaltılmış somun ekmeğe doldurulup pişirilmesi yoluyla hazırlanan bir yemek türü.
Ekmek düşmanı : Bir ailede geçimin sağlanmasına katılmayan kimse.
Ekmek kadayıfı : Yuvarlak küçük pide biçiminde yapılıp kurutulduktan sonra yumurtaya bulanıp yağda kızartılan bir tür kadayıfa, ateş üzerinde koyu şeker şerbeti çektirilerek hazırlanan tatlı.
Ekmek kapısı : Geçim sağlayan iş yeri.
Ekmek kavgası : Geçim sağlamak için çalışıp uğraşma.
Ekmek kaygısı : Geçim sağlama çabası.
Ekmek kırıntısı : Ekmek ufağı.
Ekmek küfü : Ekmek, peynir vb. besinler üzerinde doğal olarak gelişen asklı mantar (Penicillium crustaceum).
Ekmek mayası : Ekmek yapımında hamurun mayalanmasını sağlayan madde.
Ekmek parası : Geçimi sağlayan para veya kazanç.
Ekmek tahtası : Ekmeklik hamurun fırına sürülmek üzere hazırlandığı ve üzerine konulduğu uzun tahta.
Ekmek tatlısı : Ekmekten yapılmış olan bir tatlı türü.
Ekmek ufağı : Ekmek kesilirken veya bölünürken dökülen parçacıklar, ekmek kırıntısı.
Ekmeği dizinde : Nankör.
Etli ekmek : Etli pide.
Kuru ekmek : Katıksız ekmek.
Soğan ekmek : Ucuz ve kolay ulaşılabilen yiyecek. Gösterişsiz, sade sofra veya yemek.
Tahinli ekmek : Mayalanmış hamurun 1-2 santimetre kalınlığında açılıp üzerine şekerlendirilmiş tahinin serilmesiyle elde edilen malzemenin fırında pişirilmesiyle yapılmış olan bir ekmek türü.
Tam ekmek : Geleneksel mayalama tekniği ile üretilen, kepeği alınmamış ekmek.
Taş ekmek : İçi taş döşeli fırında pişmiş olan ekmek.
Tuz ekmek düşmanı : İyilikbilmez.
Tuz ekmek hakkı : Birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse üzerindeki manevi hakkı.
Vişneli ekmek : Vişne ve ekmekle yapılmış olan bir çeşit tatlı.
Zengin ekmek : İçine çeşitli vitaminlerin eklendiği, kepeği alınmamış ekmek.
Arpa ekmeği : Arpa unundan yapılmış olan ekmek.
Çarşı ekmeği : Çarşıda satılan, has undan yapılmış ekmek türü.
Çavdar ekmeği : Çavdar ve buğday unu karışımından yapılmış olan ekmek.
Dürüm ekmeği : Dürüm yapmakta kullanılan ekmek.
Er ekmeği : Sahur yemeği. Kocanın getirdiği ekmek.
Ev ekmeği : Evde kullanılan fırınlarda veya tandırlarda mayalı hamurdan yapılmış olan ekmek.
Glüten ekmeği : Şeker hastalığı olanlar için yapılmış olan nişastasız ekmek.
Halk ekmeği : Belediyelerce indirimli fiyata satılan ekmek.
Köy ekmeği : Tandır, sac, fırın vb.nde pişirilen bir pide türü veya somun.
Kuşekmeği : Turpgillerden, çorak yerlerde yetişen, beyaz veya mor çiçekli, eskiden hekimlikte kullanılmış olan otçul bir bitki, çobandağarcığı (Thlaspi).
Mısır ekmeği : Mısır unundan hazırlanarak yapılmış olan ekmek.
Sac ekmeği : Mayalanmış hamurun oklava ile daire şeklinde açılıp sac üzerinde pişirilmesiyle elde edilen ekmek.
Tandır ekmeği : Tandırda pişirilen ekmek.
Tava ekmeği : Tavada pişirilen ekmek.
Tost ekmeği : Tost yapmada kullanılan ekmek.
Yufka ekmeği : Pideden daha ince açılan bir çeşit ekmek.
Ekmekçi : Ekmek satılan dükkân. Ekmek yapan veya satan kimse.
Ekmeklik : Ekmek yapmaya yarayan veya ayrılan. İçine ekmek konulan kap. Oyunda her zaman yenilerek kendisinden para kazanılan kimse.
Ekmeksiz : Yiyeceği olmayan. Ekmek olmadan. Ekmeği olmayan.
Açın gözü ekmek teknesinde olur : "kişinin tek düşüncesi, yaşaması için gerekli olan şeyi elde etmektir" anlamında kullanılan bir söz.
Açın koynunda ekmek durmaz : "kazancı yetmeyen kişi, eline geçeni hemen harcar, yarını için bir şey saklayamaz" anlamında kullanılan bir söz.
Aklını peynir ekmekle yemek : Akılsızca ve düşüncesizce davranışta bulunmak.
Dibine darı ekmek : Bir şeyi sonuna kadar tüketmek, bitirmek.
Ekmeği ekmekçiye ver bir ekmek de üste ver : "verilecek ücret ne kadar çok olursa olsun, her iş uzmanına yaptırılmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.
Eli ekmek tutmak : Geçimini kendi emeğiyle sağlayacak duruma gelmek.
Et ne kadar arık olsa üstüne ekmek yaraşır : "bilgili ve görgülü kişi, iş başında ve zengin olmasa da bilgisiz ve görgüsüz kişilerin üstünde yer alır" anlamında kullanılan bir söz.
Kanına ekmek doğramak : Birini küçük düşürmek, birine zarar vermek. birinin ölümüne yol açarak sevinmek.
Köpek ekmek veren kapıyı tanır : "köpek bile kendisini besleyen yeri bilir, davranışlarıyla duygularını belli eder, insan da bundan ders almalı, gördüğü iyiliği unutmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.
Peynir ekmek gibi : Çok kolay biçimde. çabucak. çok revaçta, çok tutulan, beğenilen.
Tuz biber ekmek : Üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak.
Üstüne tuz biber ekmek : Üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak.
Üzerine tuz biber ekmek : Üstüne tuz biber ekmek.
Yaraya tuz biber ekmek : Bir derdin acısını çoğaltmak.
Nanıaziz : Ekmek.
İnsan : Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Âdemoğlu, âdem evladı.
Kazanç : Yarar, çıkar, kâr. Satılan bir mal, yapılmış olan bir iş veya harcanan bir emek karşılığında elde edilen para, getiri, temettü.
Yemek : Birine alacağını vermemek, ödememek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Isırmak. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Yasal yoldan cezalandırılmak. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Kandırmak. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Sürekli üzmek, tedirgin etmek. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Başkasının parasını harcamak. Yemek yeme, karın doyurma işi.
Bitki : Bulunduğu yere kök vb. organlarıyla tutunan, çoğunlukla fotosentez sonucu yaşam için gerekli bileşenleri oluşturan, birçoğu spor veya tohum aracılığıyla döl vererek çoğalan bir veya çok yıllık, otsu, odunsu canlıların genel adı, nebat.
Üretmek : Aynı türden canlıları çoğaltmak. Ekonomik bir etkinlik sonucu ürün elde etmek. Oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek.
Tohum : Ortaya bir sonuç çıkaran, bir sonucun oluşmasına sebep olan şey. Bitkilerde döllenme sonunda yumurtacıktan oluşan ve yeni bir bitki oluşmasını sağlayan tane. Spermatozoit. Soy sop, döl, nesil, sülale.
Ateş : Öfke, hırs, hınç. Tehlike, felaket. Büyük üzüntü, acı. Coşkunluk. Genellikle hastalık etkisiyle artan vücut sıcaklığı, kızdırma. Isıtmak, pişirmek için kullanılan yer veya araç. Tutuşmuş olan cisim. Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od, nâr. Patlayıcı silahların atılması.
İnsanı : İnsanla ilgili, insana özgü. İnsanca.
İş : Dumanın değdiği yerde bıraktığı kara leke. Sürme. Yakıtın tam yanmamasından oluşan, dumanla yükselen kömürleşmiş tanecikler.
Aş : İskambil, domino vb. oyunlarda bir işaretini taşıyan kâğıt veya taş, birli, bey. Bir işte başta gelen (kimse veya şey). Arsenik elementinin simgesi. Kakım.
Ekip : Takım.
Biçmek : Belli bir biçim vererek kesmek. Değer, paha, fiyat belirlemek. Ekin, ot vb.ni orakla, tırpanla, makine ile kesmek. Dikilecek kumaşı belli bir ölçüye ve modele uygun olarak makasla kesmek. Yaylım ateşiyle öldürmek. Tahmin etmek, kestirmek.
İçin : Özgü, ayrılmış. Uğruna, yoluna. Süre belirten bir söz. Ant deyimleri yapan bir söz. Karşılığında, karşılık olarak. Hakkında. Düşüncesince, kendince, göre. Amacıyla, maksadıyla. Neden ve sonuç belirten bir söz. -den dolayı, -den ötürü. Oranla, göz önünde tutulursa.
Kullanmak : Araç veya aleti işletmek, yönetmek. Harcamak, sarf etmek. Bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak. İşletmek, değerlendirmek. Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak. Giymek, takmak. Kelimeyi yazmak, söylemek. Sigara, içki vb. şeylere alışmış olmak, içmek. Bir şeyin gereklerini yerine getirmek. Amacına ulaşmak için birinden veya bir şeyden yararlanmak, onu amacına alet etmek, sömürmek, istismar etmek.
Serpmek : Yağmur veya kar azar azar, ince ince yağmak, serpiştirmek. Belli bir yere dağılacak biçimde dökmek. Vermek, saçmak. Bir şeyi dağılacak biçimde dökmek, saçmak.
Boşuna : Boş, yararsız, gereksiz, beyhude, nafile. Boş yere, yararsız yere, sebepsiz yere, gereksiz, boşu boşuna, beyhude, beyhude yere, nafile, tevekkeli.
Harcamak : Manevi yönden kötü duruma düşürmek, feda etmek. Bir şey yapmak için kullanmak, tüketmek. Bir iş görmek veya bir şey satın almak için parayı elden çıkarmak, sarf etmek. Yok olmasına, ölmesine sebep olmak. Birinin değer ve onurunu kırıcı bir durum yaratmak.
Ziyan : Zarar.
Etmek : Bir işi yapmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Kötülükte bulunmak. Bulmak, erişmek. Demek, söylemek. Herhangi bir değerde olmak. Eşit değer kazanmak.
Geçmek : Çekiştirmek, yermek. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. Kalmak, devrolmak. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek. Bırakmak, vazgeçmek. Etki yapmak, işlemek. Zamanı aşmak, geride bırakmak. Tükenmek, bitmek, sona ermek. Sürümü olmak, satılmak. Kullanımda olmak, tedavülde olmak. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Geride bırakmak, aşmak. Okulda, sınavda başarı göstermek. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek. Görev almak. Harcamak. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. Kabul edilemez olmak. Sönmek. Birinden meşk etmek. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. Bir yerden başka bir yere gitmek. Bir duruma uğramak, konu olmak. Yazılmak, girmek. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek. Üstünlük sağlamak. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. Yaşamak. Yerini bırakıp başka yer almak. Bir yere gidip oturmak.
Ekmek aşı : 1. Kurumuş ve bayatlamış ince ekmek dilimlerini soğan, kıyma ya da bulgurla pişirip, üzerine sarımsaklı yoğurt dökerek yapılan bir çeşit yemek. 2.bk. epbeyaşı. Doğranmış ekmeğin üzerine yağlı ve yumurtalı su döküp pişirerek yapılan bir çeşit yemek. Kuru ekmek parçalarına soğan, kıyma ve baharat eklenerek yapılan bir çeşit sulu yemek.
Ekmek böceği : Çok kuru bitkisel ve hayvansal maddelere üşüşen, bu arada eczanelerdeki birçok ilâca da zarar veren kırmızımsı kahverengi böcek.
Ekmek dürümü : Pide ya da yufka ekmeğin içine, peynir vb. şeyler konulup büküldükten sonra aldığı şekil.
Ekmek götürmek : Ekip biçmek, ziraat etmek.
Ekmek kapağı : Saç üzerinde pişirilen ekmekleri çevirmek için kullanılan tahta araç.
Ekmek karıştırmak : Düğünden bir hafta sonra kız evinden el öpmek için oğlan evine gitmek.
Ekmek keları : Kertenkele.
Ekmek mendili : İçine yufka ekmeklerinin konulduğu kare şeklinde ve bir metre genişliğinde bez.
Ekmek uması : Ufalanmış ekmeği yağda kızartarak yapılan bir çeşit yemek.
Ekmek yamamak : Sacda ya da tavada ekmek pişirmek: Annem ekmek yamadı.
Diğer dillerde Ekmek anlamı nedir?
İngilizce'de Ekmek ne demek? : n. bread
v. sow, plant, crop, inseminate, set, set out, sprinkle, tame
Fransızca'da Ekmek : cultiver, semer; (birini) plaquer, planter là; pain [le]
Almanca'da Ekmek : n. Brot
v. bauen, bepflanzen, besäen
Rusça'da Ekmek : n. хлеб (M), пропитание (N)
v. засевать, высевать, засеивать, сеять, усеивать, посып`ать, растрачивать, разбазаривать, улизнуть, обронить, посеять, класть, засеять, высеять, засеять, посеять, пос`ыпать, растратить, разбазарить, положить

Bu kısımda Ekmek nedir? Ekmek ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Ekmek tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Ekmek hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.