Kapı nedir, Kapı ne demek

  • Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı.
  • Osmanlı Devleti'nde resmî görev yeri.
  • Bu açıklıktaki açılıp kapanan kanat.
  • Gelir, geçim, kısmet sağlayan yer, kaynak veya imkân.
  • Ev gezmesi için gidilen yer.
  • Devlet dairesi.
  • Tavla oyununda iki pul üst üste getirilerek karşı oyuncunun o haneyi kullanmasına engel olunan yer
  • Sadece bir konuda yoğunlaşmış bilgilerin yer aldığı Genel Ağ sayfası, portal.
  • Gidere yol açan gereksinim.

"Kapı" ile ilgili cümleler

  • "Evlerin kapılarında kocaman yeşil bronz tokmaklar vardı." - S. F. Abasıyanık
  • "Bayram geldi, yine masraf kapıları açıldı."
  • "Bugün yine kaç kapı dolaştın?"
  • "Hükûmet kapısı."
  • "Çıtalarla yapılma telli bir kapı koymuşlardı ortasına." - C. Uçuk
  • "Onların başvuracağı her kapıya gitmiş." - S. F. Abasıyanık

Yerel Türkçe anlamı:

Hükümet, mahkeme.

Sokak, dışarı : Kapıda döğüş var.

Gümrük alanında kullanılan anlamı:

[Bakınız: gümrük kapısı]

Tarih'teki anlamı:

Genel olarak yüksek düzeydeki hükümet dairesi: Şeyhülislam Kapısı, Serasker Kapısı.

İngilizce'de Kapı ne demek? Kapı ingilizcesi nedir?:

gate, port

Fransızca'da Kapı ne demek?:

aimant

Osmanlıca Kapı ne demek? Kapı Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

bâb, bab

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

 

Sivas şehri, Yavu bucağına bağlı bir bölge. Adana şehrinde, Tuzla nahiyesine bağlı bir bölge.

Kapı hakkında bilgiler

Kapı, bir mekâna ya da bir taşıta girip çıkarken geçilen, mafsallı (menteşe düzeneği), sürgülü ya da elektronik aksama sahip açılıp kapanabilir levha ya da bölme açıklığıdır. Kapılar, yapıların içine girmeye veya yapı içindeki odalar arasında yer değiştirebilmeye olanak sağlayan, temelde tüm dünya kültürlerinde aynı biçimde kullanılan mimari ögelerdir.

Kapılardan, kullanıldıkları yerlerde güvenliği ya da gizliliği sağlamak amacıyla yararlanılır. Bu nedenle kapılarda basit kilit düzeneklerinden gelişmiş elektronik güvenlik sistemlerine kadar pek çok donanım kullanılır.

Mimaride kullanıldıkları yere ya da coğrafyaya göre değişik biçim, işlev ve adlar alabilirler. Birden fazla açılabilir bölüme sahip kapılarda, bu panellerin her biri kanat olarak adlandırılır. Kapıyı oluşturan ya da kapıyla ilişkisi bulunan bölümlere farklı adlar verilebilir. Genel olarak bir kapıda bulunabilecek parçalar; kapı kolu, kapı tokmağı, kapı deliği, eşik, sundurma, lenta ve pervazlardır.

Vikisözlük'te Kapı ile ilgili kelime açıklaması bulunmaktadır.

 

Kapı ile ilgili Cümleler

  • Kapı açık mı?
  • Kapı açık değildi.
  • Kapı açık bırakıldı.
  • Kapı 5'e nasıl giderim?
  • Kapı açık.
  • Biletler online veya kapıda alınabilir.
  • Kapı açık. Gideceğim ve onu kapatacağım.
  • Sana kapıyı kilitlediğimi söyledim.
  • Ali Jackson kapıcıdır.
  • Ali kapıyı iterek açtı.
  • Toplantı odasının kapısını kilitlemenin mümkün olduğunu bilmiyordum.
  • Kapı açık mıydı?
  • Sana kapıyı kapalı tutmanı söylediğimi düşündüm.
  • Biletler kapıda mevcuttur.

Kapı tanımı, anlamı:

Düzen : Bez dokuma tezgâhı. Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept. Alet edevat takımı. Müzik aletlerinde ses ayarı, akort. Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri. Dolap, hile. Yerleştirme, tertip. Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem. Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim. Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo. Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo.

Bölme : Gemilerin içinde, su baskını, yangın vb. durumlarda, ara kapılar kapandığında arızanın veya hasarın yayılmasını önlemek için kullanılan birbirlerinden ayrılmış yerler. Büyük bir yeri, alanı küçük oda veya kısımlara ayıran ince duvar veya tahta perde. Salon, oda, sofa vb. büyük bir yerden ayrılmış daha küçük yer. Kalın ağaç gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrılan tomruk. Cins kavramlarını tür, alt tür kavramlarına ayırma işi. Bölmek işi, ayırma, parçalama, taksim. Dört işlemden biri, taksim.

Kapan : Düzen, hile. Bazı hayvanları yakalamak için kullanılan, hayvanın ayağının değmesiyle işleyen tuzak. Pazara satılmak üzere gelen yiyecek maddelerinin tartıldığı resmî büyük kantar ve bu kantarın bulunduğu yer.

Genel : Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Bir genelleme sonucunda elde edilen. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi. Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne).

Kapı açmak : Tavlayla oynanan hapis oyununda rakibin bir pulunu iki pul ile hapsetme durumundan mecburi olarak çıkmak. pazarlığa çok yüksek bir fiyatla başlamak. bir şeyin sözünü etmek veya bir işe başlamak. ortaya çıkarmak, başlatmak.

Kapı almak : Tavla oyununda bir haneye üst üste iki pul getirmek ve o hanenin karşı oyuncu tarafından kullanılmasını engellemek.

Kapı aralamak : Bir konuya giriş yapmak, karşısındakini hazırlamak.

Kapı aramak : Ev ziyareti yapmak istemek.

Kapı baca açık : Korunmaya alınmamış (olmak).

Kapı dışarı etmek : Kovmak, dışarı atmak.

Kapı gibi : İri vücutlu (kimse). dayanak noktası güçlü, sağlam olan.

Kapı kadar : Çok enli ve uzun olan.

Kapı kapı aramak : Her yeri aramak.

Kapı kapı dolaşmak : İş aramak için her yere başvurmak. ev ev gezmek. bir yerlere sürekli girip çıkmak.

Kapı yapmak : Bir şey istemek veya söylemek için karşısındakini önceden başka sözlerle hazırlamak. ev gezmesi yapmak.

Kapıda kalmak : İçeri girememek.

Kapıdan çevirmek : Geri döndürmek, kabul etmemek.

Kapıdan kovsan bacadan düşer : Yüzsüz, arsız kimseler için söylenen bir söz.

Kapılar yüzüne kapanmak : İstenilen şeye ulaşma imkânı verilmemek.

Kapıları açık tutmak : Herhangi bir konuda ilişkiyi kesmeden anlaşma ortamını sürdürmeye çalışmak.

Kapıları kapamak : Bütün ilişkileri kesmek veya anlaşma ortamını ortadan kaldırmak.

Kapısına kilit vurmak : Girilip çıkılmasını önlemek için bir yeri kapamak. bir yerin çalışmasına son vermek.

Kapısını aşındırmak : Yanına çok sık gitmek.

Kapısını çalmak : Birine başvurmak.

Kapıya dayanmak : Gelip çatmak. bir şey elde etmek için bir yeri, bir kimseyi zorlamak, göz korkutmak.

Kapıyı açmak : Bir işe veya bir konuya öncelikli olarak başlamak. bir işte başkalarına örnek olmak.

Kapıyı büyük açmak : Çok masraflı bir işe girişmek veya hesapsız harcamak.

Kapıyı göstermek : Kovmak, uzaklaştırmak.

Kapı ağası : Av dışında padişahın yanında bulunan iç ağaların en büyüğü olan görevli. Sadrazam kapısının iç düzenini sağlamakla yükümlü görevli.

Kapı ağzı : Kapının hemen yanı.

Kapıaltı : Mahkûmların hapishaneye girerken çırılçıplak arandıkları yer.

Kapı bir komşu : Aynı kapıdan giriş çıkış yapan komşulardan her biri. Bitişikte oturan komşu.

Kapı çuhadarı : Osmanlı devlet teşkilatında ayak işlerinde, özellikle postacılık görevinde kullanılan kimse.

Kapı duvar : Ses seda çıkmaması durumu. Aldırmaz, vurdumduymaz kimse. Başvurulduğunda yanıt alınamayan kimse veya yer.

Kapı halkı : Zengin ve büyük bir evde çalışanların bütünü. Sadrazam, vezir, eyalet valileri, beylerbeyleri vb. devlet büyükleri yanında hizmet gören kimselere verilen genel ad.

Kapı kahyası : Kapı kethüdası.

Kapı kapamaca : Tamamıyla, toptan, hep birden.

Kapı karşı komşu : Kapı komşu.

Kapı kethüdası : Osmanlı egemenliği altındaki beyliklerin, yabancı devletlerin, eyalet valilerinin, vezir ve beylerbeylerinin devletle ilgili işlerine bakan görevli, kapı kâhyası.

Kapı kolu : Kapıyı açmaya veya kapamaya yarayan, genellikle metalden yapılmış nesne.

Kapı komşu : Apartmanda aynı katta, sokakta karşı veya yan tarafta bulunan komşu, kapı karşı komşu.

Kapıkule : Eski kale ve saraylarda iki yanında korunma kuleleri bulunan anıtsal kapı.

Kapı kulu : Osmanlılarda, devletten ödenek alan, sürekli görev yapan atlı ve yaya askerlerden oluşan teşkilat.

Kapı mandalı : Kapının kapalı tutulmasına yarayan demir veya tahtadan araç.

Kapı oğlanı : Kapı çuhadarı yamağı. Elçiliklerde çevirmen yardımcısı.

Kapı perdesi : Rüzgâr ve soğuktan korunmak için kalın kumaştan veya deriden yapılmış örtü, perde.

Kapı tokmağı : Kapıyı çalmakta kullanılan metal parça.

Kapı yoldaşı : Aynı yerde ve görevde çalışanlardan her biri.

Kapısı açık : Her isteyeni konuk eden (kimse).

Açık kapı : "Herhangi bir konuda son ve kesin sözü söylemeyerek yeniden ele alınabilmesine veya değişik öneriler sunulmasına olanak tanımak" anlamındaki açık kapı bırakmak deyiminde geçen bir söz.

Ana kapı : Bir yapının süslü, büyük ön kapısı, portal.

Ara kapı : İki yapı veya oda arasında geçişi kolaylaştırmak için açılan kapı.

Çakma kapı : Genellikle iki kuşak üzerine tahtaların çivi ile tutturulması yöntemiyle yapılmış olan basit kapı.

Çarpma kapı : Özel menteşesi yardımı ile içe ve dışa doğru açılabilen, tek veya çift kanatlı kapı türü.

Çat kapı : Beklenmedik bir zamanda kapıyı çalarak.

Çekme kapı : İp veya başka malzemelerle çekilerek açılıp kapanan bir kapı türü.

Çelik kapı : Genellikle çerçevesi ve içi çelikten, dış yüzeyi ahşaptan yapılmış olan kapı.

Çift kapı : Üst üste kapanan veya birbirine vidalanarak kullanılan, yalıtma özelliği çok, iki katlı kapı.

Demir kapı : Irmaklarda gemilerin geçmesine engel olan kayalık yer.

Dış kapı : Binayı sokaktan ayıran giriş kapısı.

Döner kapı : Üç veya dört kanatlı, düşey ekseni çevresinde dönerek geçiş sağlayan kapı.

Sağır kapı : Ses geçirmez bir biçimde yapılmış kapı.

Taç kapı : Büyük bir yapının görkemli biçimde süslenmiş girişi.

Topal kapı : Kanatlarından birinin yerinde, altında duvar üstünde pencere olan kapı.

Yağlı kapı : Çalıştırdığı kişiye bol para, yiyecek, eşya veren aile, kuruluş vb.

Yavru kapı : Kuzu kapısı.

Adalet kapısı : Hak ve hukukun aranacağı yer.

Ağa kapısı : Yeniçeri ağasının dairesi.

Cümle kapısı : Yapılarda ana kapı.

Çıkış kapısı : Yapılarda dışarı çıkmayı sağlayan kapı.

Devlet kapısı : Devletin kurum ve kuruluşları.

Ekmek kapısı : Geçim sağlayan iş yeri.

El kapısı : Geçimi sağlamak için çalışılan yer. Bir kızın gelin olarak gittiği ev. Yabancı ülke.

Geçim kapısı : Yaşamak için gereken kazancın sağlandığı iş yeri.

Giriş kapısı : Yapılarda içeri girmek için kullanılan kapı.

Gümrük kapısı : Yurt dışına gidiş veya yurt dışından dönüş sırasında gümrük işlemlerinin yapıldığı yer, sınır kapısı.

Hacet kapısı : Dua etmek veya dilekte bulunmak için gidilen türbe, mezar vb., hacet penceresi.

Hükumet kapısı : Devlet dairesi.

Kısmet kapısı : Gelir sağlayan yer. Kızın evlenip gittiği yer.

Koltuk kapısı : Evlerde büyük kapıdan başka küçük hizmet kapısı.

Komşu kapısı : Pek yakın sayılan yer.

Kuzu kapısı : Büyük bir kapının içinde veya yanında bulunan küçük kapı, kuzuluk, kuzuluk kapısı, yavru kapı.

Kuzuluk kapısı : Kuzu kapısı.

Mahkeme kapısı : Mahkeme.

Masraf kapısı : Para harcamayı gerektiren bir iş.

Mide kapısı : Midenin onikiparmak bağırsağına açılan alt ucu.

Nizamiye kapısı : Kışla ve garnizonlarda giriş kapısı.

Paşa kapısı : Hükûmet konağı.

Serasker kapısı : Seraskerin resmî görev yeri.

Servis kapısı : Otel, büyük ev veya apartmanlarda hizmetlilerin ve satıcıların kullandığı ayrı kapı.

Sınır kapısı : Gümrük kapısı.

Sokak kapısı : Evin sokağa açılan kapısı.

Şeyhülislam kapısı : Şeyhülislamların görev yaptığı daire, fetvahane.

Umut kapısı : İstenilen, arzu edilen bir şeyin gerçekleşmesi beklentisiyle özlenen durum, ümit kapısı.

Ümit kapısı : Umut kapısı.

Kapı komşusu yapmak : Bir yere sık gidip gelmek.

Kapıcı : Otel, apartman vb. büyük yapılarda bekçilik, temizlik, alışveriş gibi işlerle görevli kimse. Osmanlı devlet teşkilatında saray kapılarını bekleyen görevli sınıfı.

Kapıcık : Yumurtacığın tepesinde bulunan ve yumurtacık zarlarının iyice bitişmemesinden oluşan ağız.

Kapıcılık : Kapıcının yaptığı iş.

Kapılandırma : Kapılandırmak işi.

Kapılanma : Kapılanmak işi.

Kapılgan : Kolayca etkilenen, her şeye çabuk kapılan.

Kapılganlık : Kapılgan olma durumu.

Kapılı : Kapısı olan. Özellikle resmî bir işte çalışan.

Kapılış : Kapılma işi.

Kapılma : Kapılmak işi.

Kapılmak : Sürüklenmek. Bir şeyin veya kimsenin güçlü etkisinde kalmak. Kapma işine konu olmak. Bir kimseye tutulmak, bağlanmak, aşırı sevgi duymak. Birine güvenip boş bulunarak aldanmak.

Kapıp koyuvermek : Kendini salmak, bırakmak. bırakmak, vazgeçmek.

Kapış : Kapma işi. Kapışma.

Kapış kapış gitmek : Çok çabuk satılmak, çok istenir olmak.

Kapış kapış yapmak : Telaşlı bir biçimde, aceleyle almak.

Kapışılma : Kapışılmak işi.

Kapısız : Bir işi olmayan. Kapısı olmayan.

Kapışma : Kapışmak işi.

Kapışmak : Hırsla güreşe başlamak. Kavgaya tutuşmak. Birlikte bir şeyin üzerine üşüşüp aceleyle almak, kapmak. Kavgaya girmek.

Kapıştırmak : Kapışma işini yaptırmak veya bu işin yapılmasına sebep olmak.

Acemi katır kapı önünde yük indirir : "beceriksiz ve anlayışsız kişi, kendisine yaptırılan işi en önemli yerinde bırakır" anlamında kullanılan bir söz.

Açık kapı bırakmak : Gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak.

Açık kapı hırsızı : Her yere girip çıkan, her bulduğunu, gördüğünü alıp giden kimse.

Açık kapı politikası : Yabancı malları bir ülkeye serbestçe sokma politikası, açık kapı siyaseti.

Açık kapı siyaseti : Açık kapı politikası.

Akıntıya kapılmak : Etki altında kalarak bir topluluğun davranışına katılmak. bir akıntının etki alanına girmek, akıntı ile birlikte sürüklenmek.

Altın anahtar her kapıyı açar : "para olduğunda her güçlük yenilebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Arka kapıdan çıkmak : Okuldan başarısızlık nedeniyle ayrılmak.

At çalındıktan sonra ahırın kapısını kapamak : İş işten geçtikten sonra önlem almaya kalkışmak.

Avrat malı kapı mandalı : "bir erkek, karısının malından yararlanmayı düşünmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Aynı kapıya çıkmak : Sonuç bakımından fark etmemek, aynı sonuca varmak.

Bir kapıya çıkmak : Aynı sonuca varmak.

Büyüsüne kapılmak : Bir şeyin, bir kimsenin çekiciliğinden kurtulamamak.

Çalma elin kapısını çalarlar kapını : "kimseye kötülük yapma yoksa onlar da sana aynı kötülüğü yaparlar" anlamında kullanılan bir söz.

Çat orada çat burada çat kapı arkasında : Çok çabuk yer değiştiren birinin durumunu anlatan bir söz.

Cereyana kapılmak : Suyun akışı içinde kalıp sürüklenmek. elektrik akımıyla çarpılmak. bir eğilim, bir görüş hareketi içinde yer almak.

Dehşete kapılmak : Çok korkmak.

Deniz dalgasız olmaz kapı halkasız : "her nesnenin kendisine özgü nitelikleri, kendisinden ayrılmayan özellikleri vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Deveci ile görüşen kapısını yüksek açmalı : "yüksek makam sahibi kimselerle ilgisi olanlar durumlarının gerektirdiği özveriyi göze almalıdırlar" anlamında kullanılan bir söz.

Dış kapının mandalı : Uzak akraba. önemsiz, değersiz.

Doksan kapının ipini çekmek : İçinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak.

El kapısına düşmek : Yabancıya muhtaç olmak.

Girdabına kapılmak : Bir şeyin etkisinde kalmak, o şeyin çekiciliğinden kurtulamamak.

Gurura kapılmak : Büyüklenmek, gururlanmak.

Güveyi olmadık ama kapı dışında bekledik : "konuyu iyi bilmesek de çok da yabancısı değiliz" anlamında kullanılan bir söz.

Han kapısından teğelti atmak : Defetmek, kovmak.

Hayale kapılmak : Hayallerin etkisi altında kalmak.

Heyecana kapılmak : Aşırı derecede heyecan, coşku duymak.

Hiddete kapılmak : Öfkelenmek, kızmak.

Hissine kapılmak : Duygusal davranmak.

Hüzne kapılmak : Hüzünlenmek.

İkisi bir kapıya çıkmak : Aynı sonuca varmak, aynı sonucu doğurmak.

İnfiale kapılmak : Kızgınlık, öfke duymak.

Kendini kapının dışında bulmak : Kovulmak, işten atılmak, bir yerden istenmeden uzaklaştırılmak.

Kırk kapının ipini çekmek : İçinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak.

Komplekse kapılmak : Aşağılık duygusu hissetmek.

Komşu kapısı yapmak : Sık gidilen yer hâline getirmek.

Komşu kapısına çevirmek : Yakın olmadığı ve sık sık uğranılması gerekmediği hâlde bir yere çok sık gitmek.

Köpek ekmek veren kapıyı tanır : "köpek bile kendisini besleyen yeri bilir, davranışlarıyla duygularını belli eder, insan da bundan ders almalı, gördüğü iyiliği unutmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Korkuya kapılmak : Korku düşmek.

Kuruntuya kapılmak : Boş yere tasalanmak.

Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır : "mart ayındaki şiddetli soğuklarda insanlar ellerine geçen her şeyi yakmak zorunda kalırlar" anlamında kullanılan bir söz.

Masraf kapısı açmak : Para harcamayı gerektiren bir işe girişmek.

O kapı senin bu kapı benim : Sürekli gezip dolaşmayı anlatan bir söz.

Öfkeye kapılmak : Çok sinirlenmek, kızmak, hiddetlenmek.

Paniğe kapılmak : Ne yapacağını bilememek. çok korkmak.

Sanısına kapılmak : Sanmak, zannetmek.

Seksen kapının ipini çekmek : İçinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak.

Sele kapılmak : Selle sürüklenip gitmek.

Sitteisevir kapıyı çevirir : Kötü havalarda dışarı çıkmamayı öğütleyen bir söz.

Şöhret kapısı açılmak : Meşhur olmaya başlamak.

Şüpheye kapılmak : Şüphe duymak.

Tutkuya kapılmak : Aşırı istek ve eğilim içinde olmak.

Ümide kapılmak : Umuda kapılmak.

Umuda kapılmak : Olacağını düşünmek, hayal etmek.

Vehme kapılmak : Yersiz korkuya, yanlış düşünceye kapılmak.

Yağlı kapıya konmak : Rahat, sıkıntısız bir yere girmek, geçimini başkasının üstüne yıkmak.

Yanlış kapı çalmak : İsteğinin yapılmayacağı, yersiz sayılacağı bir yere başvurmak.

Yeise kapılmak : Çok üzülmek.

Yumurta kapıya dayanmak : Yapılacak iş için zaman çok daralmak.

Zaafa kapılmak : Direnme gücü gösterememek.

Zehaba kapılmak : Kuruntuya düşmek, vesveselenmek.

Kapanma : Kapanmak işi.

Duvar : Bir yapının yanlarını dışa karşı koruyan, iç bölümlerini birbirinden ayıran, taş, tuğla vb. gereçlerden yapılmış olan veya örülen dikey düzlem. Bir toprak parçasını sınırlayan taş, tuğla, kerpiçten yapılmış olan engel. Voleybolda ağ üzerinde karşı takım oyuncusunun vuruşuna karşı koyma. Engel. Sonuç alınamayan yer.

Açıklık : Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik. Açık olma durumu, aleniyet. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Uzaklık, mesafe.

Kanat : Meclis, parti vb. topluluklarda düşünce yönünden özellik gösteren taraflardan her biri. Kapı, pencere, dolap gibi dikine açılıp kapanan şeylerin kapağı. Savaş düzenindeki ordunun iki yanından her biri, cenah. Futbol, hentbol vb. takım oyunlarında hücum hattının sağ ve sol bölümü. Angıç. Balıklarda yüzgeç. Fırıldak biçiminde olan şeylerde kol. Yan, taraf. Kuşlarda ve böceklerde uçmayı sağlayan organ. Bir uçağın havada durmasını sağlayan taşıyıcı aerodinamik güçlerin etkilediği yatay yüzey.

Tavla : Bölümlere ayrılmış iki yanlı tahta üzerinde on beşerden otuz pul ve iki zarla iki kişinin karşılıklı oynadığı oyun. Bu oyunun üzerinde oynandığı, iki iç yüzü bölme desenli, dikdörtgen biçimindeki tahta kutu. At ahırı.

Oyun : Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Kumar. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Hile, düzen, desise, entrika. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç.

Getiri : Yarar. Faiz. Kazanç.

Taşıt : Otomobil, tren, gemi, uçak gibi taşıma araçlarının ortak adı, nakil aracı, nakil vasıtası, vasıta.

Bu : En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz. Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz.

Devlet : Büyüklük, mevki. Bu tüzel varlığın yönetim organları. Talih. Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık. Mutluluk.

Osmanlı : XIII. yüzyılda Osman Gazi tarafından Anadolu'da kurulan ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dağılan büyük Türk imparatorluğunun uyrukları. Düşündüğünü çekinmeden, açıkça söyleyen, bulunduğu toplulukta yetki sahibi olan.

Görev : Resmî iş, vazife. Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı iş, misyon. Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş. İşlev. Bir organ veya hücrenin yaptığı iş. Bir cümlede bir dil biriminin öbür birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş. Bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi.

Yol : Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Gaye, uğur, maksat. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Kumaşta bulunan çizgi. Hile, tuzak. Yolculuk. Kez, defa. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer. Gidiş çabukluğu, hız.

Açan : Oynak kemiklerin arasındaki açıları genişletmeye yarayan kasların genel adı, büken karşıtı.

Gereksinim : Eksikliği duyulan şey, ihtiyaç.

Ev : Bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer, konut, hane. Aile. Soy, nesil. Yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı.

İçin : Süre belirten bir söz. Karşılığında, karşılık olarak. Ant deyimleri yapan bir söz. Amacıyla, maksadıyla. Düşüncesince, kendince, göre. Oranla, göz önünde tutulursa. Hakkında. Özgü, ayrılmış. Neden ve sonuç belirten bir söz. Uğruna, yoluna. -den dolayı, -den ötürü.

Yer : Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Durum, konum. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Görev, makam. Durum, konum, vaziyet. İz. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Önem. Gezinilen, ayakla basılan taban. Ülke. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Yerküre.

Kapı almak : tavla oyununda bir haneye üst üste iki pul getirmek ve o hanenin karşı oyuncu tarafından kullanılmasını engellemek. İlgili cümle: "“Altı bir geldi mi köşeyi kapacaksın, kapıları almayı asla unutmayacaksın.”" T. Uyar.

Kapı çavuşu : Osmanlılarda vali ve komutanların resmî dairelerinin kapısını da bekleyen çavuş.

Kapı dışarı etmek : kovmak, dışarı atmak. İlgili cümle: "“Sizin hepinizi kapı dışarı edecekler. Çünkü kaçak işçiye memlekette iş yok.”" M. İzgü.

Kapı dikmesi : (Mimarlık) Ahşap yapılarda kapıların iki yanında konulan ağaç direklerin her biri. a. bk. dikme, pencere dikmesi.

Kapı ferman olmak : [Bakınız: kapıya çıkma]

Kapı hasekiağası : Kızlarağasının sadrazam kapısındaki işlerini yürütmekle yükümlü görevli.

Kapı ışıtaç çevirgeci : Taşıtlarda kapı çerçevesi üzerinde bulunan ve kapının açılıp kapanmasıyla içaydınlatmayı denetleyen çevirgeç.

Kapı içyüzü : Taşıt kapılarının, aracın içine bakan yüzünü örten, genellikle plastikten yapılmış yüzeyi.

Kapı iskeleti : Dolu kapıda, üzerine kontraplak yapıştırılacak, çerçeve biçimindeki çatkı bölümü.

Kapı kapı dolaşmak : ev ev gezmek; bir yerlere sürekli girip çıkmak. İlgili cümle: "“Elbette öyle ama sen böyle panik hâlinde kapı kapı dolaşırsan, teşkilatta muhalefet var sanıp gerçekten de bir temizliğe başlayabilirler.”" A. Ümit. iş aramak için her yere başvurmak.

Diğer dillerde Kapı anlamı nedir?

İngilizce'de Kapı ne demek? : [Kapi] n. door, gate, portal, entrance, gateway, entry, hatchway, opening

Fransızca'da Kapı : porte [la]

Almanca'da Kapı : n. Tür

Rusça'da Kapı : n. дверь (F), ворота (PL), калитка (F), въезд (M), подъезд (M)

adj. дверной